11 Haziran 2026 Perşembe

Tek ses

 

Sanat dünyası, 'butlan'a karşı tek ses: Eserlerin hak sahiplerinden peş peşe tepkiler

''MEYDAN TÜRKÜSÜ'' ÇALINMIŞTI

Edip Akbayram'ın ailesi, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Merkezi'nde dün yaptığı konuşmada da Akbayram'ın "Meydan Türküsü" adlı şarkısının çalınmasına tepki göstererek eser hak sahipleri olarak Kılıçdaroğlu'nun etkinliklerinde şarkılarının çalınmasını yasakladı. 

Akbayram ailesinden yapılan açıklamada, "Edip Akbayram’ın yorumladığı eserlerin, kamuoyunda ‘mutlak butlan’ sürecinin temsilcisi veya destekleyicisi olarak görülen kişi, grup ve organizasyonlar tarafından siyasi etkinliklerde kullanılmasına izin vermediğimizi beyan eder, kamuoyunun bilgisine sunarız'' denildi. 

LİVANELİ VE BAĞCAN DUYURDU

Ünlü sanatçılar Zülfü Livaneli ve Selda Bağcan, Kılıçdaroğlu yönetimine eserlerini yasakladıklarını duyurdu. 

Livaneli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ''Butlanla gelen şu anki CHP Genel Merkezinin bestelerimi kullanmasına iznim yoktur'' dedi.  

Bağcan ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:  

"Butlanla gelen mevcut CHP Merkezinin; sesimi, bestelerimi ve kayıtlarımı herhangi bir etkinlikte, yayında ve siyasi çalışmada kullanmasına iznim yoktur."

PEŞ PEŞE YASAKLAR GELDİ

"Hak Hukuk Adalet" marşının bestecisi Ali Altay da ''Size geçmişte siyasi hayatınıza şarkılar ile hizmet vermiş bir sanatçı olarak kendimden, size oy vermesi için ikna ettiğim insanlardan, CHP ve Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten özür diliyorum'' ifadesini kullandı. 

Sanatçı Cahit Berkay da sosyal medya hesabından açıklama yaparak Kılıçdaroğlu yönetiminin şarkılarını çalmasına izin vermediğini açıkladı. 

Diğer yandan bugün sabah saatlerinde eserleri kullanılan sanatçılar Suavi ve Sabahat Akkiraz Kılıçdaroğlu'nun şarkılarını kullanmasına yasak getirdiğini bildirmişti. 

Sanatçı Onur Akın da parti için söylediği şarkıların kullanılmasını yasakladığını açıklamıştı. 
                                            

8 Haziran 2026 Pazartesi

Safranbolu



Sansür


Sansürün evrimi: Yakılan kitaplardan görünmez haberlere

İnternet çağı öncesinde sansür üzerine düşündüğümüzde akla yasaklanan kitaplar, toplatılan gazeteler ve kapatılan yayınevleri gelirdi. Zamanla sansürün de iktidar kadar yaratıcı olduğunu, koşullara göre biçim değiştirdiğini gördük. Eskiden kitapları toplatıp meydanlarda yakanlar vardı, bugün ise "istenmeyen" haberlerin görünmez olması yeterli görülüyor. Araçlar değişse de amaç aynı kalıyor: Toplumun neyi bileceğin
 Algoritmalar çağında sansür

Bugün ise sansür çoğu zaman ne devlet memurunun kırmızı kaleminde ne de bir mahkeme mühründe karşımıza çıkıyor. Arama motorlarının sonuçlarında kaybolan haberler, dava tehdidi altında bırakılan gazeteciler, ekonomik baskılar nedeniyle sürdürülemez hale gelen araştırmalar ve sosyal medya algoritmaları aracılığıyla dolaşımı kısıtlanan içerikler yeni dönemin araçları haline geldi. Artık mesele bir haberi tamamen ortadan kaldırmak kadar, onun yeterince kişiye ulaşmasını engellemekten geçiyor.

Dijital çağın sansürü çoğu zaman sessiz ve gürültüsüz oluyor. Kitap yakmadan, yasak listeleri yayımlanmadan; bunun yerine haberleri gölgeleyip okuyucuya ulaşmasının önüne geçerek... Bu nedenle bu çağın sansürünün daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Zira susturulan bir ses fark edilir, ama duyulmayan bir ses çoğu zaman fark edilmez. 

Bahar Akpınar   Kısa Dalga 

Tiyatro, canlı temas sayesinde nefes alıyor.

 Kültür ve sanat nereye?  

Rakamlara boğmadan, sonuçları kısaca okuyalım.

Sinema seyircisi %15 azalmış. Yerli filmde %18,3 yabancı filmde ise %10,7 düşüş var. Aslında hiç  fena sayılmaz! Bütün sezon boyunca dolu bir seansa hiç denk gelmedim. Hafta içi, hafta sonu, matine suare; hep 15 kişiyle film seyrettim.

86.092.168 kişi Türkiye nüfusu… Kişi başına yılda yaklaşık 0, 32 sinema bileti demek. Yaklaşım her 3 kişiye yılda bir kez sinema ziyareti demek.

Bu oran çok kritik. Çünkü sinema, 20. yüzyıl boyunca Türkiye’de en geniş halk eğlencesi biçimlerinden biriydi. Bugün ise sinema, geniş kitle eğlencesi olmaktan çıkıp daha seçici, daha pahalı, daha mekâna bağımlı ve daha orta sınıf bir tüketime dönüşüyor.

   

Yerli oyunların seyirci kaybetmesi, oyun yazarları için acı ama faydalı bir uyarı: Seyirci yerli metinden kaçmıyor; zayıf, didaktik, kendi toplumsal gerilimini sahne aksiyonuna çeviremeyen yerli metinden kaçıyor. Sahnede ‘mesajdeğil, çatışma istiyor. ‘Dert anlatma değil, insan görme istiyor. Tiyatronun yerli metin tarafında daha sert, daha çağdaş, daha sınıfsal, daha politik ama daha az vaaz veren bir yazarlık damarına ihtiyacı var.

Bugünün genç seyircisi içerikten çok deneyim satın alıyor. Bu oyunu izledim değil,Orada bulundumdemek istiyor. Tiyatro bu yüzden avantajlı; canlılık duygusu var. Stand-up bu yüzden yükseliyor; sosyal temas ve anlık tepki var. Konserler bu yüzden güçlü; beden, ses ve kalabalık var.

Türkiye’de kültür alanı ölmedi; ama eski seyirci çatırdıyor. Sinema artık otomatik kitle eğlencesi değil. Tiyatro, canlı temas sayesinde nefes alıyor.

Türkiye’de kültüre erişim, giderek daha fazla sınıf, şehir ve kuşak meselesine dönüşüyor. Kültür ve sanat dünyasının insanları bunu görmezse yalnız salon sayar, seyirciyi anlamaz.

Oysa mesele salon değil; insanın o salona gidecek parası, zamanı, cesareti, alışkanlığı ve aidiyet hissi olup olmadığıdır. 

Ayhan Tinin    Diken

6 Haziran 2026 Cumartesi

gösterişe hayran olmaya başladığında ortaya sağlıklı rol modeller değil, dijital putlar çıkar.

      

 

Çağımızın vebası: Görünür olma hastalığı

Sosyal medya çağının yeni kültürü görünür olmaktır. Adeta yeni bir din gibi görünür olmaya inanıyoruz.  
Murat Ağırel   Cumhuriyet

5 Haziran 2026 Cuma

Soma, Bergama ve Ayvalık

  

Kömürün gölgesinde dönüşüm tartışması

Kömürden çıkış, enerji dönüşümü ve çevre adaleti tartışmaları, bu kez kültür ve sanatın diliyle Soma, Bergama ve Ayvalık’ta gündeme taşınacak. “Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” başlıklı proje kapsamında 5-7 Haziran tarihleri arasında panel, sergi, film gösterimi ve sanatçı buluşmaları düzenlenecek.

Program, yarın yani 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Bergama Kültür Merkezi’nde başlayacak. Soma, Bergama ve Ayvalık’tan çocukların hazırladığı “Başka Bir Dünya” resim sergisinin açılışının ardından “Enerji Coğrafyaları: Toprak, Emek ve Yeşil Çelişkiler” başlıklı panel gerçekleştirilecek. Proje kapsamında üretilen eserlerden oluşan ve küratörlüğünü Günseli Baki’nin üstlendiği “İhtimal Eşikleri” sergisi de Bergama Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı’nda ziyaretçilerle buluşacak.
                                   

İnternet

 

4 Haziran 2026 Perşembe

“Ekran yorgunluğu”

Tabletten kitap, defter, kaleme dönüş

İsveç, 13 Nisan’da açıklanan “bahar bütçesi” ile eğitimde köklü bir dönüşüme gidiyor; bilgisayar ekranı yerini yeniden kitap, kalem ve deftere bırakıyor.

“Ekran yorgunluğu” olarak tanımlanan ekran üzerinden okuma yapmanın, “derinlemesine okuma” (deep reading) yetisini körelttiği, bilginin öğrenci belleğine aktarılmasını zorlaştırdığı saptandı.

Uluslararası Okuma Becerisi (PIRLS) raporlarında da 2016-2021 yılları arasında tablet kullanımı nedeniyle İsveçli öğrencilerin okuma-anlama düzeylerinde hızlı bir düşüş yaşandı.

Tablet kullanımı nedeniyle çocukların el yazısı yetenekleri geriledi bilgileri akılda tutmak, çarpım tablosunu ezberlemek bile gereksiz bulundu. Bu durum, beyindeki motor becerileri ve bilişsel gelişimi olumsuz etkiledi.

Ekranlar hazır bilgiye ulaşımı kolaylaştırdığı için çocukların araştırma isteğini ve sabrını köreltti. Dikkat dağınıklığı “kronik” bir yaygınlık kazandı.

UNESCO da 2023 raporunda, İsveç’e “teknolojinin eğitimde aşırı kullanımının öğrenme kalitesini düşürdüğü” uyarısında bulunmuştu. Dijital aygıtların odaklanma sürelerini kısalttığı, okuma alışkanlığını zayıflattığı ve “ekran yorgunluğu” yarattığına ilişkin somut veriler, hükümeti bütçede radikal bir yatırıma itti. 2026 “bahar bütçesi”yle yapılacak yatırımlar, okullarda tablet ekranlarını karartacak; onun yerine kütüphaneleri ve fiziksel ders kitaplarını yeniden eğitimin merkezine yerleştirecek.

‘EKRANDAN KİTAP KAPAĞINA’ 

  

Ali Haydar Nergis   Cumhuriyet 

Fim


 

2026 Haziran

Öncekiler gibi, dalga dalga değil. Nokta atışı ışınlar yayan, ışın kılıcı gibi, mermi gibi. Kalabalık insan gruplarını uzaktan kontrol etmek için kullanılan, esasen askeriye için geliştirilmiş milimetrik radyasyon! “İnsan sağlığına zararlı değildir” güvencesi alınmadan hayatımıza sokulan 5G, uzmanlara göre devasa bir “kitlesel deney”! Şimdilik, 5G radyasyonunun derimizi, gözlerimizi, testisleri, sinir sistemini ve ter bezlerini etkilediğini biliyoruz; uzun vadede etkileri kim bilir nasıl? 3 ila 100 metrede bir, her sokakta, lamba direklerinin üstünde, otobüs duraklarında, evimizin dibinde bir “kutucuk” olacak artık. Tanıştıralım, milyonlarca yeni baz istasyonunuz!

 

3 Haziran 2026 Çarşamba

emeğin değeri giderek görünmez hale getirilmektedir.

 

Kültür ve sanat emekçilerine yönelik adaletsizlik derinleşiyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı sanat kurumlarında yıllardır sürdürülen çalışma düzeni artık açık bir hak kaybı ve güvencesizleştirme politikası haline gelmiştir. Aynı sahnede, aynı üretimin içinde yer alan sanat emekçileri; farklı statüler, eşitsiz çalışma koşulları ve parçalı istihdam biçimleri üzerinden ayrıştırılmakta, emeğin değeri giderek görünmez hale getirilmektedir. Bu tablo yalnızca çalışanları değil, kamusal sanat anlayışını da zayıflatmaktadır.

 Daha da çarpıcı olan ise bu uygulamanın özel sektörde değil, doğrudan bir kamu kurumu eliyle sürdürülmesidir. Özel sektörde gerçekleştiğinde açık bir hak gaspı ve muvazaa örneği olarak değerlendirilecek bu uygulamalar, sanat emekçileri söz konusu olduğunda devlet eliyle olağanlaştırılmaktadır.

 Bugün “figürasyon” kapsamında değerlendirilen birçok sanat emekçisi yalnızca sahnenin arka planında yer alan kişiler değildir. Sanat eğitimini tamamlayan bu emekçiler, yoğun prova süreçlerine katılmakta, sahnenin akışında belirleyici roller üstlenmekte, kimi zaman başrol düzeyinde sorumluluk taşıyan performanslar sergilemektedir. Ancak ortaya konulan bu emeğe rağmen ücretlendirme, özlük hakları ve çalışma güvencesi bakımından hâlâ “figüran” statüsü üzerinden değerlendirilmektedir.

 Kadrolu sanatçılar açısından da tablo farklı değildir. Maaşlara eklenen seyyanen ödemeler ve çeşitli ek gelirler emekli maaşı hesabına dahil edilmediği için sanatçılar emeklilikte ciddi bir gelir kaybıyla karşı karşıya kalmaktadır. Yıllarını sahneye, eğitime ve sanatsal üretime vermiş emekçiler, emeklilik dönemlerinde yoksulluk riskiyle baş başa bırakılmaktadır.

Kültür ve sanat kurumları; güvencesiz, parçalı ve piyasacı çalışma modelleriyle ayakta tutulamaz. Sanat kurumları şirket değildir; sanat emekçileri de geçici ve esnek iş gücü olarak görülemez.

Taleplerimiz nettir: 

2 Haziran 2026 Salı

düşman ceza hukuku

224 isimden “mutlak butlan” kararına ortak tepki!

Akademisyen, yazar, sanatçı, sendikacı ve gazetecilerden oluşan 224 isim, CHP kurultaylarına yönelik "mutlak butlan" kararına karşı ortak açıklama yayımladı. Açıklamada, kararın hukuk devleti, siyasi partilerin bağımsızlığı, genel oy hakkı ve ulusal irade açısından kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Akademisyen, yazar, sanatçı, sendikacı ve gazetecilerden oluşan 224 kişi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin CHP kurultaylarına ilişkin 21 Mayıs 2026 tarihli "mutlak butlan" kararına tepki gösterdi.

Seyhan Erdoğdu, Oğuz Oyan, Metin Özuğurlu, Gamze Yücesan Özdemir, Aziz Çelik ve Mustafa Sönmez tarafından başlatılan imza kampanyasına, Korkut Boratav, Yakup Kepenek, Hayri Kozanoğlu, Serdal Bahçe, Filiz Zabcı, Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve Özkan Atar'ın da aralarında bulunduğu 224 isim katıldı.

"Hukuki, siyasal ve demokratik açıdan kabul edilemez"

Ortak açıklamada, "mutlak butlan" kararının hukuki, siyasal ve demokratik açıdan kabul edilemez olduğu belirtildi. Kararın genel oy hakkına, siyasi partilerin bağımsızlığına, hukuk devleti ilkesine ve ulusal iradeye müdahale niteliği taşıdığı ifade edildi. CHP'nin örgütsel iradesinin korunmasının Türkiye'de demokratik rejimin geleceği açısından yaşamsal önemde olduğu vurgulanan açıklamada, kararın "19 Mart 2025'ten bu yana CHP'yi hedef alan düşman ceza hukuku uygulamasında yeni bir eşik" olduğu kaydedildi.

"Memleket meselesi haline gelmiştir"

31 Mayıs 2026 Pazar

konservatuvarlı iş arıyor

    Kültür Yolu büyüyor,  konservatuvarlı iş arıyor  

Kültür Yolu Festivali 2026’da 26 şehre yayılırken, konservatuvar ve güzel sanatlar mezunları güvenceli iş arıyor. Genç sanatçılar geçinebilmek için özel derslere, servis işlerine, kısa süreli sahnelere ve kafe mesailerine yönelirken, kültür politikası büyük organizasyonlarla vitrin kurmaya devam ediyor.

‘Kayyım rejimine hayır’

262 edebiyatçıdan mutlak butlan kararına karşı ortak bildiri: ‘Kayyım rejimine hayır’

   

28 Mayıs 2026 Perşembe

MAYIS 2026

Bu da NATO'nun savunma örgütü olmanın ötesinde, ABD'nin ideolojik ve siyasi hegemonya aracı olduğunu gösteriyor. Türkiye'yi NATO'ya üye yapanlar bütün bunları biliyordu ve ülkemizi, evrensellik kazanmış milli bağımsızlıkçı ideolojisinden kopararak üye yaptıllar.
 

tek adam, tek sürü

Mutlak butlan, muhalefetin tasfiyesi, Abraham anlaşması

CIA eski Türkiye şefi Paul Henze, 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu “Türkiye Raporunda şunları kaydeder: "Türkiye’nin mevcut haliyle Amerikan politikalarına destek vereceğinden emin olamayız. Ülkenin kurucuları kontrol mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde, parlamento önümüze çıkar; parlamentoyu ikna ettiğimizde, ordu önümüze çıkar; orduyu ikna ettiğimizde, yargı önümüze çıkar. Amerika’nın Türkiye’de federal bir devlet kurması çıkarınaysa, yargıyı, orduyu, parlamentoyu ve hükümeti tek bir otorite altında toplayan bir başkanlık sistemi, mutlaka ve öncelikli olarak benimsenmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, kendi kendini denetleyen ve dengeleyen bir yapıyı ikna etmekten daha kolay olacaktır. Eğer o kişi Amerikan çıkarlarına hizmet etmekten çekiniyorsa, tek bir kişi etrafında inşa edilmiş bir yapıyı sökmek Amerika için sorun olmayacaktır.

Henze’nin de önerdiği şekliyle bugünkü “başkanlık rejimi”nin tohumları o günden itibaren ekilmeye başlandı. Bunun için de büyük bir yol temizliğinin startı verildi. Henze’nin olmasını arzuladığı tek bir kişi etrafında inşa edilmiş bir yapı (rejim) istediklerini vermeye başladı.

HAYIRSEVER MONARŞİ, UYSAL MUHALEFET

__

İbrahim Varlı   Birgün

      
Cuntacılara ‘bizim çocuklar’ diyen 
ajan Paul Henze öldü. 2011

sosyal statü

2053 net sıfır yolunda Türkiye'nin ulaşım sınavı: Karayolu bağımlılığından nasıl kurtuluruz?

Bu yıl COP 31 iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye'nin, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için küresel emisyonların yaklaşık yüzde 25'inden sorumlu olan ulaşım sektöründe kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerekiyor.

Ancak Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden (ODTÜ) Prof. Dr. Hediye Tüydeş Yaman ve Dr. Gülçin Dalkıç Melek'in Journal of Transport Geography dergisinde yayımlanan araştırması, bu dönüşümün önünde sadece teknik değil, sosyokültürel ve yapısal engellerin de bulunduğunu ortaya koyuyor.

Dönüşümü yavaşlatan temel engeller

Araştırmaya göre, ekonomik büyüme ve artan gelir düzeyiyle birlikte Türkiye'de ulaşım talebi hızla artarken, bu talep büyük ölçüde özel araç kullanımına yöneliyor. Otomobilin yalnızca bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir sosyal statü göstergesi olarak görülmesi ve kent içi toplu taşıma sistemlerinin konfor, güvenlik ve erişilebilirlik açısından yetersiz bulunması özel araç sahipliğini hızla artırıyor.

Karayolu odaklı politikalar dönüşümü sınırlıyor

Öte yandan, kırsaldan kente göçle hızlanan plansız kentleşme ve şehirlerin yatay büyümesi, ulaşım mesafelerini uzatarak toplu taşıma planlamasını zorlaştırıyor ve özel araç kullanımını daha "zorunlu" hale getiriyor. Türkiye'de ulaşım altyapısının uzun yıllardır karayolu odaklı gelişmesi ve demiryollarının ihmal edilmesi de emisyonların yüksek kalmasına neden olan temel faktörler arasında. Araştırmacılar ayrıca, havayolu taşımacılığına sağlanan dolaylı teşvikler ve düşük vergi uygulamalarının, daha çevreci olan demiryolu ve denizyolu taşımacılığı karşısında yüksek emisyonlu ulaşımın rekabet gücünü artırdığına dikkat çekiyor. Veri toplama eksiklikleri, kurumlar arası koordinasyon sorunları ve ölçülebilir politika hedeflerinin olmaması da süreçteki kurumsal engeller olarak öne çıkıyor.

Özer Akdemir    Evrensel 

27 Mayıs 2026 Çarşamba

yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.

 Hakan Gürsoytrak

TÜİK'in 2025 yılı verileri: Kaza sayısı ve can kaybı belli oldu

Buna göre, geçen yıl meydana gelen trafik kazası sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7,3 artarak 1 milyon 549 bin 574 oldu. Bu sayının 1 milyon 261 bin 253'ünü maddi hasarlı, 288 bin 321'i ölümlü yaralanmalı kazalar oluşturdu.

Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 86,5'i yerleşim yeri içinde, yüzde 13,5'i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi.

2024'E KIYASLA ÖLÜ SAYISI AZALDI

Türkiye'deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2024'te 31,3 milyon iken 2025'te 33,6 milyona yükseldi. Kara yolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2024 yılında 6 bin 351 iken 2025 yılında 6 bin 35 oldu. Böylece 100 bin taşıt başına trafik kazası ölü sayısı 2024 yılında 20,3 iken 2025 yılında 18'e geriledi. Trafik kazalarında 403 bin 937 kişi yaralandı.

Türkiye'de geçen yıl meydana gelen 288 bin 321 ölümlü, yaralanmalı trafik kazasında 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra 30 gün içinde hayatını kaybetti.

 ÖLENLERİN YÜZDE 50,7'Sİ SÜRÜCÜLER

Kara yolu ağında geçen yıl gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 50,7'sini sürücü, yüzde 29,3'ünü yolcu, yüzde 20'sini ise yayalar oluşturdu. Trafik kazalarında ölenler ve yaralananlar cinsiyetlerine göre incelendiğinde ise ölenlerin yüzde 77,8'inin erkek, yüzde 22,2'sinin kadın, yaralananların ise yüzde 70'inin erkek, yüzde 30'unu kadın olduğu görüldü.

Türkiye'de ölümlü, yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 345 bin 489 kusura bakıldığında, kusurların yüzde 90,6'sının sürücü, yüzde 7,7'sinin yaya, yüzde 0,8'inin taşıt, yüzde 0,6'sının yolcu ve yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.

                      

25 Mayıs 2026 Pazartesi

24 Mayıs 2026 Pazar

Göstere göstere...

 

Anayasaya ‘on ikinci darbe’!

“Mutlak Butlan” kararı, bugünkü İktidarın Anayasa’ya karşı yaptığı “On İkinci Darbe”dir:

İlk darbe, 21 Ekim 2007’de, mevcut Parlamenter Rejim’in mantığına aykırı olarak Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kararıdır.

İkinci darbe, Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Odatv davalarıyla Birinci Silivri Trajedisi’dir.

Üçüncü darbe, FETÖ ile birlikte, 12 Eylül 2010 halkoylamasında, yargının siyasete bağlanmasıdır.

Dördüncü darbe, Erdoğan’ın 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçimine, Başbakanlıktan istifa etmeden girmesidir.

Beşinci darbe, Erdoğan’ın 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, hükümet kurulmasını engellemesi ve seçimleri 1 Kasım’da tekrarlatması ile vurulmuştur.

Altıncı darbe, 20 Mayıs 2016 tarihinde haklarında fezleke bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla gerçekleştirildi.

Yedinci darbe, Hulusi Akar’ın yazılı ifadesinden de öğrenildiği üzere, önceden haber alınan 15 Temmuz 2016 askeri darbe teşebbüsü bahane edilerek 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal’dir.

Sekizinci ve belirleyici darbe, OHAL baskısı altında yapılan, oyların yasalara aykırı biçimde sayıldığı 16 Nisan 2017 referandumuyla yargının Cumhurbaşkanlığına bağlanması ve “Şahsım Devleti”nin kurulmasıdır.

Dokuzuncu darbe, Erdoğan’ın Anayasa’nın 101. maddesine aykırı olarak 3. kez aday olmasıdır.

Onuncu darbe, Osman Kavala, Can Atalay davası gibi örneklerde, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyulmamasıyla vurulmuştur.

On birinci darbe, 19 Mart 2025’te CHP Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’nun örgüt lideri olarak hapse atılmasıyla başlayan CHP’ye ve CHP’li belediyelere karşı saldırıdır.

ON İKİNCİ DARBE, Ö. Özel’in Genel Başkan seçildiği Kurultay’ın “Mutlak Butlan”la iptalidir. 

 

Emre Kongar   Cumhuriyet