20 Mayıs 2026 Çarşamba

“Dur, yapma.” diyen birine rastlamadım.


Çaycuma izlenimleri: 'Gülmeyi unutmamışlar'

Bir yöreye geliyorsunuz, o yörede tek bir arkadaşınız yok. Yemek kültürü, araştırıp öğrendiğiniz birkaç çeşitle sınırlı kalıyor. Çoğunu tatmadan gideceğinizi biliyorsunuz. Çaycuma’ya hayran olup dönerim duygusuyla gelmedim. Kalbimde küçücük bir yeri olsun diye de hazırlanmadım. Sadece bir yazar olarak davet edilmiştim. Çocuklarla, anne babalarla buluşup dönecektim.

Dünyayı gezen, bütün kıtalarda en az birkaç yere gitmiş bir yazar olarak; ülkemde insanların yüzlerinin gülmemesi, gülmek istemelerine rağmen bunu içlerinde saklamaları, duygularını hissettirmekten kaçınmaları beni hep üzmüştür. Küçük bir kentte bu duygumu eriteceğim aklımın ucundan bile geçmezdi.

Sakın ola bunu bana gösterilen sevgi ve ilgi sanmayın. Güneye gittiğimde sevgiyi en derin şekilde söyleyen, açıklayan dostlar edindim. Belki Doğu illerinde daha da çok… Ama kendilerine olan sevgilerini, mutluluklarını anlayamadım. Beni üzen de bu anlaşılmazlık oldu.

İstanbul’da okuyucularımla buluştuğumda ya da yurt dışında yine o ilgiyi hissederim. Çaycuma’da gördüğüm ise yaşadıkları ve sevdiklerine yaşattıkları mutluluktu. Yüzlerine yerleştirdikleri gülen gözlerdi. Bu halk kendini seviyor, birbirini seviyor, çocuklarına mutlu olmayı, mutlu yaşamayı öğretiyor.

“20. Geleneksel Çaycuma Uçurtma Şenliği”nde de “Dur, yapma.” diyen birine rastlamadım. “Çocuklarınıza gülmeyi öğretin.” diyerek çok sayıda köşe yazısı yazacağıma, bilseydim “Çocuklarınıza mutluluğu öğretmek istiyorsanız Çaycuma’ya gidin.” diyebilirdim.

Beni çok etkileyen; Çaycuma’daki mutlu anneler, babalar, çocuklar, gençler, nineler ve dedeler oldu. Garsonlar, öğretmenler, işçiler… Hepsi çok mutluydu. Hayata farklı baktıklarını onlarla sohbet ederken anladım. Orada çalışmak yakınmak değildi; kardeşe hizmet etmekti. Masada oturup komut vermek değildi; dost olmak, yardım etmekti.

Hepsi mutluydu. Yüzleri gülen, etrafına sevgiyle bakan, tartışmaya zemin yaratmayan binlerce insanla karşılaştım. Hangi caddede, hangi köşede ya da alışveriş yerinde olursa olsun sevgiyi yansıtan yüzler gördüm.

Koskoca bir zaman diliminde; şarkıların dinlendiği, oyunların oynandığı bir ortamda tek bir çocuk ağlamadı, mızmızlanmadı. Tek bir genç problem yaratmadı. Hiçbir anne baba öfkelenip yavrusunun huzurunu kaçırmadı. Sizler böyle bir yer gördünüz mü, diye sormak isterim.

Onları bir araya getiren sadece, yüzlerce defa değişik yörelerde izlediğim uçurtma festivaliydi. Şenlik tadında geçen festivallere hasret kalmış yüreğim; anlaşmanın, esnek olmanın ve gülerek bakmanın zevkini yaşadı.

Hiç yorulmadan koşturan Eğitim Sen Çaycuma Temsilcisi İsmet Akyol öğretmenim; bütün yaşadıklarını en güzel şekilde ortaya seren kızı, kendisi gibi öğretmen olan eşi ve etkinliği hazırlayan ekip arkadaşlarının, yorgunluklarına rağmen hiç aldırmadan gülümsemeleri en mükemmel olanıydı.

Tanıdığım Çaycumalıların esnek ve hoşgörülü yaşamları onları gülümsetiyordu. Kendini seven insan; yaşama, insana ve çevreye farklı bakar. Sevginin nesilden nesle geçen bir şey olduğunu Çaycuma’da yaşadım.

Gezilerim boyunca doğa harikası yerler gördüm. Ülkemin her karışına hayran oldum. Muazzam otellerde gecelerimi geçirdim. Bizleri ağırlarken çırpınan insanlarla yaşadım. Ama hep bir şeyler eksikti. Gülmeyi unutmuşlardı.

Böyle kalın Çaycumalı kardeşlerim… Yüzünüzdeki gülücük, içinizdeki yaşama sevinci bana bu satırları yazdırdı.
 
Filiz Tosyalı    Evrensel

                                                

güzel ali

 

Yüzlerce basın davasında beraat kararı veren benzersiz bir hâkim, Ali Güzel…

Yargı mensupları içinde köşe yazısı ve kitap yazanlar vardır ve bence bu çok da iyi bir şeydir. Böylece hâkimlerin de bir siyasi görüşü, toplumsal meselelerde tavrı olduğu bilinir, tartışılır, yargı kapalı kutu olmaktan çıkar. Ancak pek yaygın değil bu durum. Ali bey de bu tercihin ‘kanunen’ yasak olmadığını ancak çok heveskâr davranılmadığını belirtiyor. “Para kazanmak için mesleki kitap (içtihat içerikli) yazan çoktur da bilimsel içerikliye pek rastlanmaz.” Yargı mensuplarının çoğunun kültürel yaşamla vs bir irtibatlarının olmadığını anlatan çalışmalar var. Nedenlerden belki biri, taşrada geçirilen yıllar ve oradaki ilişki ağı tarafından sarmalanmak olabilir. Ama yalnızca biri. Sosyal yönün zayıflığı ister istemez kararlara da yansıyor. Bu arada, Ali bey bir yargı örgütlenmesinden kuruluş aşamasında teklif almış, ancak kabul etmemiş. Gerekçesi bende kalsın.

               

Dokuz yıl görev yaptığım Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, hatta görev yaptığım diğer mahkemelerde, basın davalarında hiçbir tutuklama kararı vermediğim gibi hiçbir mahkûmiyet kararı da vermedim. 158. ve 159. maddelerde tanımlanan suçlara ilişkin davalarda tutuklama, ülke genelinde de yok denecek kadar azdı. Tüm adli yargı kararlarında olduğu gibi, gerekçelerde uzun uzun teorik açıklamalara girmezdik. Zaten buna iş yoğunluğu, zaman yetersizliği ve ortamın elverişsizliği de engeldi. 

Ali Güzel’e göre;Özgür tartışma ortamında ifade olanağı sağlanması gereken ve kine, nefrete, şiddete, suça yönlendirmeyen ifadelerin karşı görüşlerle değil de, hapisle karşılanması kabul edilebilir değildir. Özetle en temel gerekçemiz, söz ya da yazının karşılığı hapis olmamalıydı…”  

Murat Sevinç   Diken 

Müzikal


Saat 17.00'de başlar, süre 3 saat 

17 Mayıs 2026 Pazar

Zonguldak

Çaycuma Eğitim Sen 
20. Uçurtma Şenliği 
16 Mayıs 2026

































 F: İbrahim  Akyürek  

Sen, problemsin.

 

Tüm zamanların suçlusu: İnsan

Küresel ısınma haber ve yorumlarında ısınmaya yol açan nedenler sıralanırken insan faaliyetlerinden söz etmek moda oldu.
 
Faaliyet içindeki insan çerçevesine hükümetler, devletler, şirketler giriyor mu?
 
Trafik kazaları, tükenmekte olan su kaynakları, kirlenen çevre olduğunda da tüm uyarılar insana seslenir. Bu konulardaki çağrılara, haberlere, broşürlere, söyleşilere egemen olan dil; biz sıradan insanların uyarılıp, eğitilmesini görev edinir. “Sivil toplum kuruluşları” da çalışmalarında bu egemen dili paylaşırlar. Şirket, devlet, yerel yönetim bürokrasisinin insanı çocuk yerine koyan, öğüt veren, neleri yapıp, nelerden kaçınmamızı sıralayan dilini çoğaltırlar.
 
Aşağıdakiler birbirini felaketlerin, sorunların ana nedeni olarak görür, işaret parmaklarını birbirine uzatarak; “terbiyeli ol, kurallara uy, denileni yap” der gibidir.
 
Daha yakınlarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “bilinçsiz” su tüketimine dikkat çeken çizgili reklamları yayınlandı. Dişler fırçalanırken, çiçekler sulanırken, bulaşıklar yıkanırken uyulması gereken kurallar çocuklar üzerinden sıralandı. Toplumun çocuksuluğa geriletilerek kontrol altında tutulması sanki pekiştirilmek istendi. 
Şişli Belediyesi de “Damlaya Damlaya Çöl Olur” kampanyası başlattı. Belediye Başkanı, gazetesinde baştan suçluyu gösterdi: “50 yıldaki küresel ısınmanın nedeni yüzde 90 insan, küresel ısınmanın nedeni insanlığın gezegenimizi kötü ve müsrif kullanması”.
 
İzmir’in; Şişli’nin kocaman otellerinde, lüks evlerinde, dev alışveriş merkezlerinde, fabrikalarında, belediyenin-devletin su işleri bürokrasisinde hangi faaliyetlerin döndüğünü merak etmek üstümüze düşmeyen vazifelerdir.
 
İşyerimin bulunduğu binada ana giriş merdiveninin ışığını gündüz saatlerinde tasarruf adına söndüren Saadet Partili komşuma enerji piyasasında neler döndüğünü de merak etmesini; asıl, büyük tasarrufun böyle başlayabileceğini, bize günlük eziyet çektirmemesini anımsattığımda; “siyaset yapma” telkininde bulundu.
  
Siyasetin parçası olan enerji ve su kaynaklarının seçimi, alınacak önlemler konusunda karar vermeyi partili neferlere devreden, halk-millet-yurttaş denen büyük çoğunluğa da elektrik düğmeleri, su muslukları başında özverinin hazzı ile suçluluk duygusu arasında gidip gelmek kalıyor. Oysa, J.Baudrilard bize “suçluluk duygusu, felaketin doğal olarak bizde uyandırdığı haz etkisinin merkezcil dalgasından başka bir şey değil” demiş; felaketten değil, kötülükten yola çıkmamızı önermişti.
 
John McKnight
John McKnight, “Profesyoneller İktidarı” kitabında, kötülük düzeninin bizi hep suçlu, kusurlu hissettirmesini şu satırlarla açıklar;
 
“Servis sistemleri müşterisine şu üç fikri telkin etmektedir:
Sen kusuru, eksiği olan birisin
Sen, problemsin.
Sen, bir problem koleksiyonuna sahipsin.”


Belediye başkanınız, köşe yazarınız, öğretmeniniz, muhtarınız, çevreciniz, partiniz ister laikçi, ister şeriatçı, ister eski-yeni liberal olsun; nedenler ile sonuçlar arasındaki bağı kurmanıza kesinlikle izin verilmeyecek; kendinizi suçlu, kusurlu bulmanız araçsallaştırılmış akıl ve din oyunlarıyla garantiye alınacaktır.

Peki, bu arada Vatikan ve Diyanet İşleri ne işe yarar?
 
Daha geçenlerde Vatikan trafik kazalarıyla ilgili uyulması gereken 10 emir yayınladı. Hepsi araç başındaki kullara yönelik. Otomotıv endüstrisini, petrol şirketlerini, devletleri, hükümetleri, kiliseleri çekip çeviren bir avuç profesyonel azmana yönelik tek emir yok.
 
Erich Fromm, “Özgürlükten Kaçış” kitabında Protestanlığın insanda ruhsal olarak olarak hazırladığı çilecilik ve bireysel önemsizlik ruhunu kapitalizmin derinleştirdiğini savunur. Noam Chomsky de, “insanların kendilerini çaresiz hissetmeleri için büyük çabalar harcanıyor” demeden edemez (Amerikan Muhalifleri Konuşuyor).
 
Suçluluğu içimize aldığımızda ise, bizim gibi yaşayanlara büyüklük taslamak, iktidarı çoğaltarak aktarmak kaçınılmaz oluyor.
 
Görünmez İktidar artık duşun, musluğun, çamaşır makinasının, hortumun, diş fırçasının, “hayırsever” örgütlerin kampanyalarındadır.
 
İktidar oyunlarında ele kolay gelen, iknası en ucuz ve ne yazık ki en etkili araç sanatçıdır. Ali Poyrazoğlu, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde ve Alem FM’de, üşenmemiş evde suyu kurtarmanın 10 maddesini ciddi ciddi, uzun uzun açıklamış. Bu yolla ev başına 140 ton kurtarılabilirmiş.
 
Sanatçımız, bulaştığı ilişkilerin dayanıksızlığını, kabullendiği suçluluk duygusunu idealizme bulayıp okurunu-dinleyicisini terbiyelemeyi umuyor.
  
Oysa, Poyrazoğlu’nun kendine ve bize eziyet etmesine gerek yok. Çünkü, nükleer denemeleri o yapmadı, petrol, ilaç, otomotiv, silah, banka, medya devlerinin hisseleriyle O’nun doğrudan hiç ilişkisi olmadı.
  

 

 İbrahim Akyürek  2007  Sendika.org


15 Mayıs 2026 Cuma

Çaycuma

Hava değişimi nedeniyle
16 Mayıs Cumartesi gününe alındı. 
 

13 Mayıs 2026 Çarşamba

Çok basit önlemler varken zoru başardılar.

 


301 madencinin öldüğü Soma’nın yıl dönümü 
Nefes’ten Nisanur Yıldırım’ın haberine göre, faciada oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden ve aynı zamanda Soma 301 Madenciler Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı olan emekli madenci İsmail Çolak, oğlunun kaybını şöyle anlattı: “Biz evlatlarımızı kaybedince adaleti de göçükte bıraktık. Oğlum benim ilk göz ağrımdı, sevdamdı. Baba oğuldan öteydik. Aç kapitalizm, çocuğumuzu bizden kopardı. Çok basit önlemler varken zoru başardılar. İşçi sağlığı ve iş güvenliklerine dikkat etmiş olsalardı bunlar yaşanmazdı. Hiçbir işçi, iş yerlerinde öldürülmemeli. İnsanların çıkarılan madenlerden daha kıymetli olduğu anlaşılmalı.”

 

12 Mayıs 2026 Salı

SOMA BERGAMA AYVALIK

Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında Kültür Sanat Projesi 

Çelişkiler, Olasılıklar Ve Ütopyalar Arasında kültür sanat projesinin üç gün sürecek etkinlik programı 5,6,7 Haziran’da Soma ve Bergama’da gerçekleşiyor.

Çelişkiler, Olasılıklar Ve Ütopyalar Arasında kültür sanat projesi, 2014 yılındaki maden faciasından sonra akademik çabaların da merkezi haline gelen Soma’da kömürden çıkış, yenilenebilir enerjiye geçiş sürecini “çevre adaleti” kavramı etrafında ele alırken, Soma’ya yakın konumda bulunan Bergama ve Ayvalık’ta açılan yenilenebilir enerji santrallerinin yerele olan etkisini de “mülksüzleştirme” kavramı etrafında transdisipliner bir yöntemle ele alarak tartışıyor. 

                                     

 

11 Mayıs 2026 Pazartesi

Sansür

 

BBC'nin yayınlamadığı Gazze belgeseli BAFTA ödülü kazandı

Britanya’nın kamu yayıncısı BBC, 20 Haziran 2025’te Gazze’deki sağlık çalışanlarını konu alan ‘Gazze: Saldırı Altındaki Doktorlar’ adlı belgeselin yayınını ‘tarafsızlık ilkesiyle ilgili endişeleri’ gerekçe gösterip iptal etmişti. Belgesel bu iptal üzerine Channel 4 kanalında yayınlanmıştı.

Yapım şirketi ‘Basement Films’ belgeselin en az altı kez yayın tarihi aldığı ve kapsamlı denetim sürecinden geçtiğini aktarmıştı. Şirketin kurucusu Ben de Pear, BBC’yi gazeteciliğe engel olmak ve sesleri susturmakla suçlamıştı. Belgesel, ilk olarak BBC tarafından sipariş edilmişti. 

Gazze belgeseli, BAFTA TV Ödülleri’nde ‘en iyi güncel olaylar yapımı’ ödülünü kazandı. 

Savunma saldırıyor

 

  İsrail’e karşıyız dedikse o kadar da demedik 

Sayabildiğim kadarıyla, fuarda Türk şirketlerin 776 farklı standı vardı. Ev sahibi olarak doğal, en büyük katılımdı. Ancak söyledim ya... 1700’ün üzerindeki katılımcının geri kalanını 120’nin üzerindeki ülke oluşturuyordu. Elbette aralarında başta ABD ve İngiltere olmak üzere İsrail’in müttefikleri olanlar başı çekiyordu. Örnek olsun... ABD’den saydığım kadarıyla 133 şirketin standı, İngiltere’nin 46 standı vardı.

Gelelim asıl meseleye…

Mesela 1. salondaki İngiliz BAE Systems... Şirket; İsrail’in en büyük tedarikçilerinden biri. Savaş uçakları, mühimmatlar, füze fırlatma kitleri ve zırhlı araçlar için bileşenler de dahil olmak üzere çok sayıda savaş malzemesi satıyor. Beyaz fosfor imalinde kullanılan madde ithaliyle bile suçlanıyor.

Mesela 4. salondaki ABD’li L3Harris. Amerikan savunma devi L3Harris, İsrail ordusunun en büyük silah sağlayıcılarından. İsrail’in elindeki F-35 savaş uçakları için 1.600’den fazla bileşen üretiyor. Yakın zamanda İsrail ordusuna yeni tip bir hava saldırı aracı üretmek için anlaşma yaptı.

Mesela 1. salondaki İtalyan Leonardo. İsrail ordusunun M-346 eğitim uçaklarında, zırhlı savaş araçlarında, eğitim helikopterlerinde, donanma için deniz toplarında ve bunlara entegre koruma sistemlerinin geliştirilmesinde Leonardo’nun payı var.

  Bu fuar Türkiye’de değil İspanya’da olsa muhtemelen kapısının önünde binlerce protestocu olacaktı. İspanya hükümeti de İsrail karşıtlığı ile bilindiği için fuarı engellemese de protestoculara müsaade etmek durumunda kalacaktı.

Nereden biliyorsun, derseniz...

SAHA 2026’nın medya partneri Anadolu Ajansı’ndan (AA) derim. Ajansın arşivini açıyorum. BAE System yazıyorum. “İsrail’e silah satışı yapan İngiliz savunma şirketi BAE Systems, Londra’da protesto edildi” haberi beni karşılıyor. L3Harris yazıyorum. “Trump silah üretim hızının artırılması için savunma şirketleriyle görüştü” haberini okuyorum. Leonardo yazıyorum. “İsrail’e askeri malzeme satan şirketin Londra’daki merkezi kırmızı boyalarla protesto edildi” haberini görüyorum. Repkon yazıyorum. “ABD, İsrail’e 151.8 milyon dolarlık silah satışını onayladı” haberi var. Thales yazıyorum “İsrail’e silah satan Fransız şirketin Londra’daki merkezi kırmızı boyayla protesto edildi” haberi orada duruyor.  

Barış Terkoğlu   Cumhuriyet  

              

Gizli ticaretin tanığı anlattı: Sinyali kapattık, Mısır gösterip İsrail'e gittik, aldığımız yükü Türkiye'ye bıraktık