3 Şubat 2026 Salı

6 Şubat

Akdeniz limanlarında eş zamanlı grev: Liman işçileri Gazze için iş bırakıyor

Akdeniz havzasında 20’den fazla limanda çalışan işçiler, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik sürdürdüğü soykırıma karşı 6 Şubat’ta eş zamanlı greve gitmeye hazırlanıyor. Liman işçileri, hükümetleri ve liman otoritelerini İsrail’e yönelik silah sevkiyatlarına ortak olmakla suçluyor.

İtalya merkezli Temel İşçi Sendikası’nın (USB) de aralarında bulunduğu liman işçileri sendikalarının çağrısıyla örgütlenen eylem; İtalya, Yunanistan, Bask Bölgesi, Fas ve Türkiye’deki limanlarda eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Grevin temel hedefleri arasında silah sevkiyatlarının aksatılması, yeniden silahlanma politikalarına karşı çıkılması ve sivil ulaşım altyapısının savaş lojistiğine dönüştürülmesine itiraz yer alıyor.

USB, seferberliğin yalnızca Gazze’deki soykırıma karşı değil, aynı zamanda liman altyapısının ve savaş ekonomisinin hızlanan militarizasyonuna karşı bir yanıt olduğunu vurguladı. Sendika, bu sürecin işçi haklarını aşındırdığını ve sosyal koruma mekanizmalarını zayıflattığını belirtti.

'Amaç limanları savaşın değil, barışın mekânları haline getirmek'

2 Şubat 2026 Pazartesi

Edebiyat

 


PATRON kendini işçi gibi, işçi dostu gibi hissederse!

 

İşçi burjuva olamaz

Burjuva: “Kentlerde yaşayan, üretim araçlarını ellerinde bulunduran ve kendi başına üretim ve kazanç yollarında çalışarak kendine oldukça geniş bir geçim sağlayan kimse.” Bu tanım eksik.

Bu tanıma uygun kişiye halkın dilinde “patron” denir. Ama Marksizmin tanımına göre “Kârın kaynağı olan işçinin çalıştığı süre boyunca ürettiği değerin kendisine ödenmeyen kısmı, yani artı değer sömürüsüdür”.

Bu tanımı iyice açıp okuyacak olursak: Üretim aracı patrona ait olan işyerinde çalışan bir işçi yarattığı değerin karşılığı olan parayı kapitalist düzenin zorunlu gereği olarak patronla eşit olarak paylaşamaz. Patron bu kârın büyük bir bölümüne el koyarak az bölümünü ücret olarak işçiye öder ki buna sosyalist ilkelere göre sömürü adı verilir.

İşçi veya emekçinin TDK’ye göre tanımı: Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse. Çalışan bir işçi.”

   Durum anlaşılmıştır: Burjuva patrondur; patron burjuvadır. O halde işçi burjuva olamadığı gibi, burjuva da işçi olamaz. Ona patron denir. Anlaştık mı? Anlaştık! Jean-Paul Sartre’ın tanımına göre “İşçi burjuva olamaz!” demek “Bir işçi kendini burjuva gibi hissedemez!” anlamına geliyor. Buna göre bir işçi kendini burjuva gibi hissediyorsa bu adama bizim mahallede “kafadan kontak” denir.  

 Özdemir İnce   Cumhuriyet 

                                    

Seyredilen

  Reklamlar 

SEYREDİLEN KADINLAR

Erkek egemen toplumlarda ve bu toplumların sanatında erkek seyreden, kadın ise seyredilendir. Bu durum özellikle Avrupa resminde ortaya çıkar. Avrupa resminde kadın seyredilen, edilgen bir varlıktır. Pek çok ünlü tabloda kadın model doğrudan izleyicisi olan erkeklere bakarak poz verir. Berger’e göre Hint, İran, Afrika ve Amerika yerlilerinin resimlerindeki kadınlar edilgen değillerdir, yanlarındaki erkeğe bakarlar.* Bence eski Mısır ve geleneksel Türk resminde de kadın edilgen değildir, resimdekiler birbirlerine bakarlar. Avrupa sanatında ise kadın edilgendir. Tablonun alıcısına, onu seyreden erkek müşteriye bakar. Pek çok ünlü tabloda kadınlar poz verirler, kendilerini sergilerler. Hint ve benzeri kültürlerin resimlerinde de poz verme vardır ancak kadın ve erkek birlikte poz verirler, kadının pozdaki payı yüzde 50’dir. Ama Batı tarzı bir nüde, kadın tek başına izleyicisine poz vermektedir. Söz konusu bu mantık çağdaş reklamlarda kısmen de olsa ortaya çıkmaktadır. Reklamdaki kadınlar ve erkekler birbirlerine değil izleyicilere bakarlar. 

Erkek egemen düzende erkeğin seyreden, kadının ise seyredilen bir varlık olarak algılanması resim dışında kadınlar üzerinde bir baskı oluşturur. Kadın her zaman vücuduna, kilosuna, kıyafetine, saçlarına, davranışlarına dikkat etmek zorundadır. Kadın sürekli olarak kendini başkalarına beğendirmek zorundadır.     

REKLAMDA MANİPÜLASYON

Birçok reklam, ürünü tanıtmakla yetinmeyip manipülatif bir dil kullanır, yani tüketiciyi alttan alta o malı almaya yönlendirir. Reklam öyle olmalıdır ki tüketici o reklama bakarken kendi yaşamında bir eksiklik hissetmelidir. Pek çok reklam manipülatif davranarak tüketiciyi huzursuz etmek ve şöyle hissetmesini sağlamak ister: Eğer bu ve benzeri ürünler sende yoksa sen fakirsin, hatta bir hiçsin.* En kısa zamanda buna sahip olmalısın. O arabanın, o evin içinde sınıf atlamış olursun. (Burada mış gibi bir sınıf atlama söz konusudur.) 

Üstün Dökmen   Cumhuriyet

                                     

30 Ocak 2026 Cuma

Sansür

Sosyal medyaya, RTÜK benzeri denetleme kurulu getirilmesi gündemde!

AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısından, dijital alandaki sansürü yeni bir boyuta taşıyacak "Dijital Platformları Denetleme Kurulu" önerisi çıktı. 

Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın sunumuyla gündeme gelen düzenleme, radyo ve televizyonlardaki sansür aygıtı RTÜK’ün bir benzerini internetin tamamına yaymayı hedefliyor.

Toplantıda "gayriahlaki içerik" ve "sosyal doku" gibi kavramlar üzerinden savunulan bu yeni üst kurul, iktidarın sosyal medya ve internet mecrasına tümden denetim getirme isteğiyle yakından ilişkili.

Dev şirketleri inceleme raporundan çıkan sonuçlar

İktidar bu yeni baskı kurulunu inşa ederken, küresel sermayenin temsilcisi olan sosyal medya devlerinin de bu sürece zaten şu andan itibaren katkı sunduğu biliniyor. İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) yayımladığı “Dijital İtaat Rejimi” raporu, Facebook, X, YouTube ve TikTok gibi platformların kullanıcı haklarını değil, Türkiye’deki ticari çıkarlarını koruduğunu vurgulamış, bu bağlamda iktidarın "sansür aparatına" dönüştüğünü ortaya koymuştu:

29 Ocak 2026 Perşembe

soğuksu

 

kitap

 

Yapay zekâyı eğitmek için milyonlarca kitap imha edildi

Yapay zekâ şirketi Anthropic’in, sohbet robotu Claude’u eğitmek için milyonlarca basılı kitabı satın alıp taradıktan sonra imha ettiği ortaya çıktı.

Bilgi, Anthropic aleyhine açılan bir telif hakkı davasında mahkeme kayıtlarının kamuoyuna açılmasıyla gün yüzüne çıktı. Belgelerde, şirketin kitapları dijital ortama aktarmak amacıyla ciltlerini sökerek sayfa sayfa taradığı, işlem tamamlandıktan sonra ise fiziksel kopyaları attığı belirtildi.

Mahkeme dosyalarına göre bu çalışma, Anthropic’in 2024 yılında başlattığı ve “Project Panama” adı verilen gizli bir proje kapsamında yürütüldü. Projenin amacı, "yapay zekâ modelini eğitmek için mümkün olduğunca geniş bir kitap arşivi oluşturmak" olarak açıklandı.

Belgeler, şirketin bu yöntemi özellikle tercih ettiğini, çünkü kitapları satın alıp taramanın, yazarlarla tek tek lisans anlaşması yapmaktan daha hızlı ve pratik görüldüğünü ortaya koydu. Ancak bu yaklaşımın telif haklarını ihlâl edip etmediği, açılan davaların temelini oluşturuyor.

23 Ocak 2026 Cuma

Devrek

 
Zonguldak’ın Devrek ilçesine bağlı Yağmurca Köyü sakinleri, bölgelerine yapılması planlanan Hidroelektrik Santral (HES) projelerine karşı kamuoyu bilgilendirme toplantısı düzenlemeye hazırlanıyor.“Doğamız kaybolmasın, suyumuz yok olmasın” sloganıyla hareket eden köylüler, 25 Ocak 2026 Pazar günü saat 14.00’te köy meydanında bir araya gelecek.
 
Yağmurca Köyü adına süreci yürüten Caner Gökçe, Devrek Kaymakamlığı’na yapılan başvurunun onaylandığını açıkladı. Gökçe, tüm yasal izinlerin alındığını belirterek, “Demokratik haklarımızı kullanmak üzere tüm hemşehrilerimizi birlik ve dayanışma içinde köy meydanına davet ediyoruz” dedi.
 
Köylüler, HES projelerinin doğaya, tarım alanlarına ve yaşam alanlarına zarar vereceğini savunarak, kültürel bağların ve komşuluk ilişkilerinin zedelenmemesi için seslerini yükselteceklerini ifade etti.

18 Ocak 2026 Pazar

Sürekli

  

Sürekli başkalarının acısına bakmak bizi daha duyarlı yapar mı?

Neyse uzatmayalım, böyle kaya kaya bakarken İran ile ilgili bir haber geçtim, İtalyanca bir dil postu, ardından Trump’ı gördüm, bir işçi ile tartışıyor ve ona el hareketleri yapıyor, ardından bir konser, Londra’da bir senfoni orkestrası Türkçe bir şarkı çalıyor, ardından bir idam haberi ve hemen arkasından bir LGS kursu reklamı. Ben az evvel ne okudum diyerek hemen birkaç önceki postu germeye çalıştım ve idam haberini bulup, okudum. İran’dan gelen yürek dağlayan önceki haberlerden biri değildi bu, bu bambaşka bir boyut aldığını gösteriyordu oradaki durumun. Sabah da cenazeleri teslim etmek için yüklü paralar istendiğini görmüş ve hatta İranlı iki arkadaşımın paylaştıkları makale ve haberleri okumuştum. Bilmiyor değildim, okumuştum hepsini, haberim vardı ama nasıl hayatıma bunları hiç bilmiyor gibi devam edebiliyordum, ne oluyordu bana? İçimi dağlayan bir haberin hemen ardından başka bir şeye nasıl geçebiliyordum?

Susan Sontag, başkalarının acısına bakmanın bizi kendiliğinden daha iyi, daha ahlaklı ya da daha duyarlı kılmadığını söylerken aslında bakmanın kendisini değil, bakmanın koşullarını tartışıyordu. Görüntünün tek başına etik bir eylem olmadığını, hatta çoğu zaman bir rahatlama işlevi gördüğünü hatırlatıyordu. Acıya bakarız, etkileniriz, sonra hayatımıza devam ederiz. Bugün bu döngü eskisinden çok daha hızlı. Acı, artık akışın içinde tüketilip geçilen bir durak gibi. Çünkü görmenin fazlası, anlamın aşınmasıyla sonuçlanabilir ancak. Sürekli maruz kalmak, duyarlılığı yönetilebilir, tolere edilebilir, hatta görmezden gelinebilir kılıyor sadece.

Aslı Kotaman   T24 

Dayanışma

  Başka Canımız Yok 

O yangın...

Bu ülkede 36’sı çocuk 78 insan göz göre göre yandı. Tek bir yetkili, sorumluluk üstlenmedi. Geride kalanlar yakınları unutulmasın, adalet yerini bulsun diye çırpınıyor. Kartalkaya faciasının yıldönümünde yalnız kalmamalılar.



ANMAK SORUMLULUKTUR

Kartalkaya’da yitirilenler için de birinci yıldönümü nedeniyle bir dizi anma gerçekleştirilecek. Onlardan ilki bugün saat 09.30’da Caddebostan Migros önünde başlayacak. Katılımcılar yapılan açıklamaların ardından sahilden Bostancı’ya doğru koşacak ya da yürüyecek.

Sadece onlar için değil, Maraş depreminde yitirilenler için de yapılacak bu koşu ve yürüyüş. Kartalkaya ailelerinin kurduğu “Başka Canımız Yok” platformu, ‘Adalet Peşinde Aileleri” ve ‘Şampiyon melekleri yaşatma derneği” ve KIZÇEV anmada yer alıyor. Anma için yapılan çağrıda şöyle denildi: “Bugün Kahraman Maraş merkezli depremlerde ve Kartalkaya’da yitirdiklerimizi anıyoruz. Anmak, yalnızca “başka canımız yok” diyerek yüksek sesle haykırmak değildir. Anmak, yalnızca “adalet arayan ailelerin” yanında olmak ya da “Şampiyon Melekleri yaşatmak” için çabalamak da değildir. Anmak, her şeyden önce ahlaki bir sorumluluktur. Olan biteni görmezden gelmek, susmak, unutmaya katkı sunmak demektir. Ve unutma başladığında, etik de yara alır.”

17 Ocak 2026 Cumartesi

Emekli

EYT’liler Dahil Edildi, Yaş Sınırı Yok: Emeklilere Ücretsiz Olan Yerler ve İndirim Avantajları


Yeni düzenlemeyle Efes Antik Kenti'nden Göbeklitepe'ye, Topkapı Sarayı'ndan Sümela Manastırı'na kadar tüm müze ve ören yerleri emeklilere ücretsiz. Devlet Tiyatroları'ndaki tüm oyunlar emekliler ücret ödemeden izleyebilecek. Tabiat parklar ve milli park giriş ücretleri de emekliye ücretsiz oldu.
 
Pek çok tesis konaklama ve yemek indirimi var. 

14 Ocak 2026 Çarşamba

Veda


Claudette Colvin hayatını kaybetti:  ABD'de bir beyaza yer vermeyi reddeden ilk kişi

Jim Crow yasalarına göre otobüslerdeki koltuklar ırklara göre ayrılmıştı. Siyah yolcular arka koltuklara oturmak zorundaydı ve beyazlar için ayrılan bölüm dolduğunda şoför siyah yolcuların koltuklarını boşaltmalarını isteyebiliyordu.

Ayrıca siyah yolcuların beyaz yolcularla aynı hizada oturmalarına da izin verilmiyordu. Beyazların yanında boş koltuklar olsa bile siyahların arkaya geçmeleri gerektiği anlamına geliyordu.

Otobüs şoförü, 2 Mart 1955’te henüz 15 yaşındayken Montgomery şehir otobüsüne binen Colvin ve yanındaki diğer üç siyahi yolcuya yerlerini değiştirmelerini söyledi fakat Colvin oturmaya devam etti.

Şoförün polisi aramasının ardından Colvin polisler tarafından gözaltına alındı ve huzuru bozmak, ayrımcılık yasalarını ihlal etmek ve bir memura saldırmakla suçladı. Colvin, para cezası ve denetimli serbestlik cezalarına çarptırıldı.

  

Seçilmiş Mafya...

Trump her gün üstüne koyuyor: Kendisine 'pedofil hamisi' diyenlere hareket çekti



Trump en son Haziran 2025’te İsrail-İran ateşkesinin üç saat geçmeden bozulmasına sinirlenip ağzını bozmuştu: ”Uzun süredir deli gibi savaşan iki ülke var ve ne s*kim yaptıklarını bilmiyorlar. Bilmem anlatabildim mi?”
 
Bir süredir küfretmeyen 79 yaşındaki ABD başkanı dün (13 Ocak) Michigan eyaletindeki Ford fabrikasına gezmeye gitti.
 
New York Times’ın haberine göre fabrikayı gezerken bir grup Trump’a ‘pedofil hamisi’ diye bağırıp yuh çekti. Bunun üzerine ABD başkanı gruba orta parmağını gösterdi.

                    

Trump’tan hukuku yok sayan sözler: Beni durduracak tek şey kendi ahlakım

Nöroloji

 

Beyin sağlığı ve akıllı telefonlar ile sosyal medya

Sosyal medya platformları insan beyninin ödül sistemini hedef alacak şekilde tasarlanıyor. Bildirimler, beğeniler ve kısa videolar anlık haz sağlıyor. Ancak bu sürekli uyarılma hali, uzun vadede dikkatin derinliğini azaltıyor. Odaklanmak zorlaşıyor, düşünceler kolay bölünüyor, zihinsel sabır giderek azalıyor. Bu tabloyla uyumlu olarak unutkanlığın erken dönemlerinde dikkat, planlama ve zihinsel esneklik en sık etkilenen alanlar olarak karşımıza çıkıyor.

Diğer önemli bir sorun, yüzeysel öğrenme. Bilgiyi kalıcı hafızaya almak için anlam, bağlam ve tekrar isteyen beyin, hız ve parçalanmış dikkat üzerine kurulu sosyal medyadan kaçınılmaz olarak olumsuz etkileniyor. Bir haberi okurken başka habere geçilmesi, videonun ortasında yenisinin başlaması, özellikle orta yaş ve sonrasında hafıza performansını olumsuz etkiliyor. Kitap okumak, tartışmak, problem çözmek gibi derin zihinsel faaliyetlerin yerini saatler süren kaydırmalar aldığında, bilişsel rezerv de giderek azalıyor.

Uyku ise çoğu zaman göz ardı edilen ama beyin sağlığı açısından kritik bir alan. Sosyal medyanın özellikle gece saatlerinde yoğun kullanılması, uyku süresini kısaltmakla kalmıyor; uykunun kalitesini de bozuyor. Zihinsel uyarılma ve sürekli tetikte olma hali, beynin dinlenmesini zorlaştırıyor. 

 Tamer Yazar   Birgün 

8 Ocak 2026 Perşembe

Onlar kamu yöneticilerinin ruh sağlığını tartışırken...

    

Neoliberalizm, çılgın Trump ve faşist komplo
 Taner Timur   Birgün Pazar, 2021 
  ABD kamuoyunda “MAGA kalabalığı” (Make America Great Again Mob) olarak adlandırılan güruhun saldırısı, çıldırmış bir başkanın kışkırtmasıyla başlamıştı. Şimdi de herkes yaşanan “vahşet”in toplumsal nedenlerini ve olası sonuçlarını konuşuyor. Oysa ortalık hâlâ yatışmadı ve en büyük korku da 20 Ocak devir töreninin daha da vahim bir kalkışmaya yol açma olasılığı? 6 Ocak skandalını Cumhuriyetci çoğunluk da kınamış olsa bile, alarm zilleri çalmaya devam ediyor. YouGov anketine göre parti seçmenlerinin yarısına yakını da (yüzde 43’ü) işgali onaylamıştı!
  Oysa aynı yıllarda ABD’de kapitalizm de kabuk değiştiriyor, J. Haskel ve S. Westlake’nin “Kapitalsiz Kapitalizm” (Princeton Uni. Press; 2017) adını verdikleri bir yapılanmaya yol açıyordu. Bu kapitalizmde maddi yatırımların yerini hızla yazılım, marka, tasarım, Ar-Ge vb gibi alanlara yapılan “gayri-maddi” (intangible) yatırımlar alıyordu. Örneğin Microsft’ta maddi sermaye, şirketin piyasa değerinin ancak yüzde 1’i kadardı. Üretimde fizikî emeğin yeri giderek azalıyordu; örneğin toplam borsa değeri 5 trilyon doları aşan beş dev şirketin (GAFAM: Google, Apple, Facebook, Amazon, Microsoft) çalıştırdıkları işçi sayısı ancak 1,2 milyon kadardı. Bu gelişme gelir dağılımındaki eşitsizliği de hızla artırıyor, sınıf çelişkilerini keskinleştiriyordu.
Bu kaygılar Trump’ın başkan seçilmesiyle bitmedi; aksine, daha da şiddetlendi. Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile olmamıştı ki Yale, Harvard ve New York üniversitelerinden 27 psikiyatr bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir başkanın “tehlikelerine” dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri konferansta (20 Nisan 2017), Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule), bu yasağı çiğniyor ve Hitler iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar, Trump tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of Donald Trump; Macmillan, 2017). Haklıydılar; dikkat çektikleri “tehlike” dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.

<>

  Goldwater Kuralı, Başkanlık Yeterliliği ve Nöroetik  

6 Ocak 2026 Salı

Kozlu

BEUN Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi SanArt Öğrenci Topluluğu, Zonguldak Fotoğraf Derneği tarafından hazırlanan “Motus” adlı fotoğraf sergisini Tıp Fakültesi binasında yeniden sergileyerek tüm sağlık kampüsünün ziyaretine açtı.

Sergide, Zonguldak Fotoğraf Derneği üyesi olan öğretim üyeleri Prof. Dr. Füsun Cömert ve Dr. Öğr. Üyesi Özge Irmak Doğancı’ya ait fotoğraflar da yer aldı. Topluluk üyeleri, yoğun ders ve sınav takvimi nedeniyle sanatsal etkinliklere katılma fırsatı bulamayan öğrenci ve akademik personeli fotoğraf sanatıyla buluşturmayı, sanatı kampüs yaşamının bir parçası hâline getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.

5 Ocak 2026 Pazartesi

Birgün:

 Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında -1:  Bir avuç kömür için bir ömür verenlerin kenti  Ümit Kartoğlu   Birgün

 

31 Aralık 2025 Çarşamba

Film

 

Nedim Günsür

Nedim Günsür'den E. İrem Az'a madenci portreleri: Belgesel şiirlerle büyük resme doğru
 
Nedim Günsür resim kariyerinin ilk yıllarını Zonguldak’ta geçirir. Çevresine duyarlı bir sanatçıdan bekleneceği üzere burada madencileri gözlemler. 1954 tarihli, 70/100cm boyutlarında, yani büyükçe diyebileceğimiz ve füzen ile yapılmış bu döneme ait çalışmalarından birine bakıyorum. Baretlerin altına gizlenmiş beş surat görüyorum. Madencilerin yüzlerinin neredeyse tamamını boyayan füzen karası göz aklarını iyice ön plana çıkarıyor ve bakışlarındaki duygu kolaylıkla okunuyor. Orhan Koçak’a göre onun bu dönemde sık sık farklı boyut ve malzemeler kullanarak yaptığı Madenciler adlı çalışmalarını selefleri Liman Grubu’nun toplumcu resimlerinden ayıran özellik, “fiziksel çalışmayı yüceltmek yerine emekçilerin endişe ve yabancılaşmalarını vurgulamasıdır.”   Güzin Ayan    K24

26 Aralık 2025 Cuma

Kitap

 

Zonguldak Kitapları Masa Üstünde!
 
Zonguldak Sergi Odası’nın geleneksel masa üstü kitap sergisi 3-30 Ocak 2026 tarihlerinde açık kalacak.

“Zonguldaklı Yazarlar, Zonguldak’ı Yazanlar” başlığı altında toplanan kitaplar okurların ve araştırmacıların eski/yeni tüm kitaplarla daha kolay tanışmasını amaçlıyor.

Geleneksel sergi bu kez bir dönem kömür madeni işçiliği de yapan Japon ressam Sakubei Yamamoto anısına adandı.
Sakubei Yamamoto (1892-1984) yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Kyushu'daki Chikuho bölgesinin kömür madenlerine çalıştı. 12 yaşında bir maden ocağı demircisinin yanında çıraklık yaptı. Daha sonra maden ocağı güvenlik görevlisi oldu ve madencilik endüstrisine dair anılarını resmetmeye başladı. 
2011 yılında Sakubei Yamamoto'nun kömür madenciliği resimleri ve çizimleri UNESCO'nun Dünya Belleği programına kaydedildi.

Mithatpaşa Mah. Zübeyde Hanım Cad.19 Arı İşhanı Kat 1 (Nisa Eczanesi Üstü, Madenci Heykeli'ne 50 m.) Merkez-Zonguldak 

Kitap

22 Aralık 2025 Pazartesi

İnternet


 

Film


Dikkatimizi neye verirsek, ona dönüşeceğiz.

 

Kültürün mülkiyeti el değiştiriyor!

Dijital platformlar (örneğin Netflix, Amazon, Apple) sinema stüdyolarını (Warner Bros., Universal Pictures, Sony Pictures) üç nedenle satın alıyor veya satın alma baskısına maruz bırakıyor.

Öncelikle Arşiv Gücü… Hikâye geçmişi olmayan bir platform, kültür üretemez. Arşiv = meşruiyet ve kabul demektir. Çünkü Süpermen’in söylediğine inanmaya hepimiz hazırız.

Algoritmik egemenlik de önemli bir kıstas… Artık iyi filmlerin değil, algoritmanın sevdiği filmlerin kazandığı zamanlardayız. İzleyici beğenisi, matematiksel olarak tahmin ediliyor.

Dağıtımın mutlak kontrolünü ele geçirmek bir başka kıstas… Sinema salonları opsiyonel olarak bir süre devam eder ya da başka bir şeye dönüşebilir. Televizyon stüdyoları ve yayıncılık anlayışı taş devri gibi görünecek… Gerçek tek bir ana sahne olacak, platformlar!

Yazık ki artık tek bir hikaye dinleyeceğiz!

Bu nedenle sinema artık bağımsız bir sanat alanı olmayacak; veri destekli bir davranış mühendisliği aracıyla tanışacağız…

Önümüzdeki 10 yılda ihtimal ki ulusal sinemalar çözülecek, yerel sinemalar olacak ama yerel ruh kalmayacak.

Her öykü küresel izleyiciye ve onların biriktirdiği algoritmaya göre şekillenecek.

Bağımsız filmler ya da orta bütçeli filmler eski anılar olacak yalnızca… Ya ucuz denemeler ki Netflix’de her gün yeni bir örneği var ya da çok pahalı yapımlardan bahsedildiğini duyacağız.

Hangi yapımcı ya da hangi yönetmenle çalışmayı sevdiğin; senarist için de oyuncu içinde hayal olacak; herkes platform işçisi olacak. 

 Ayhan Tinin   Diken

21 Aralık 2025 Pazar