8 Haziran 2026 Pazartesi

Tiyatro, canlı temas sayesinde nefes alıyor.

 Kültür ve sanat nereye?  

Rakamlara boğmadan, sonuçları kısaca okuyalım.

Sinema seyircisi %15 azalmış. Yerli filmde %18,3 yabancı filmde ise %10,7 düşüş var. Aslında hiç  fena sayılmaz! Bütün sezon boyunca dolu bir seansa hiç denk gelmedim. Hafta içi, hafta sonu, matine suare; hep 15 kişiyle film seyrettim.

86.092.168 kişi Türkiye nüfusu… Kişi başına yılda yaklaşık 0, 32 sinema bileti demek. Yaklaşım her 3 kişiye yılda bir kez sinema ziyareti demek.

Bu oran çok kritik. Çünkü sinema, 20. yüzyıl boyunca Türkiye’de en geniş halk eğlencesi biçimlerinden biriydi. Bugün ise sinema, geniş kitle eğlencesi olmaktan çıkıp daha seçici, daha pahalı, daha mekâna bağımlı ve daha orta sınıf bir tüketime dönüşüyor.

   

Yerli oyunların seyirci kaybetmesi, oyun yazarları için acı ama faydalı bir uyarı: Seyirci yerli metinden kaçmıyor; zayıf, didaktik, kendi toplumsal gerilimini sahne aksiyonuna çeviremeyen yerli metinden kaçıyor. Sahnede ‘mesajdeğil, çatışma istiyor. ‘Dert anlatma değil, insan görme istiyor. Tiyatronun yerli metin tarafında daha sert, daha çağdaş, daha sınıfsal, daha politik ama daha az vaaz veren bir yazarlık damarına ihtiyacı var.

Bugünün genç seyircisi içerikten çok deneyim satın alıyor. Bu oyunu izledim değil,Orada bulundumdemek istiyor. Tiyatro bu yüzden avantajlı; canlılık duygusu var. Stand-up bu yüzden yükseliyor; sosyal temas ve anlık tepki var. Konserler bu yüzden güçlü; beden, ses ve kalabalık var.

Türkiye’de kültür alanı ölmedi; ama eski seyirci çatırdıyor. Sinema artık otomatik kitle eğlencesi değil. Tiyatro, canlı temas sayesinde nefes alıyor.

Türkiye’de kültüre erişim, giderek daha fazla sınıf, şehir ve kuşak meselesine dönüşüyor. Kültür ve sanat dünyasının insanları bunu görmezse yalnız salon sayar, seyirciyi anlamaz.

Oysa mesele salon değil; insanın o salona gidecek parası, zamanı, cesareti, alışkanlığı ve aidiyet hissi olup olmadığıdır. 

Ayhan Tinin    Diken