6 Nisan 2026 Pazartesi

 İNSANA SAYGI MİTİNGİ

24 Şubat 1990  
Zonguldak
Çektiğimiz fotoğraflar peşimizi bırakmıyor. İşçi ölümleri seni beni ilgilendirmez gibi görünür. Ancak, zamanla yarışan işçi servisinin bir öğrenci servisi ile çarpışması beklenmedik değildir. Ya da bir kuryenin hemen ulaştırmaya zorunlu olduğu kebabının altında kalmak...
+
İnsana Saygı Mitingi yaklaşık 25 binlik katılımla yapıldı. Peş peşe gelen ölümler çok sayıda sendikanın Zonguldak'ta buluşmasıyla sonuçlandı.
+
BUGÜN bol haber, bol rapor, bol istatistik, bol Allaha havale var!

 F: İbrahim Akyürek





5 Nisan 2026 Pazar

madenler ve ortaklıklar

       

Sermaye, çevre ve emek denklemi  
Türkiye'deki büyük maden projeleri, yerli holdinglerin küresel maden devleriyle stratejik ortaklıklarıyla yürüyor. Bazı projeler ise tamamen yabancı sermaye elinde. Sermaye semirirken doğa ve yaşam alanları yok oluyor.  
 Özer Akdemir  Evrensel

Çaycuma

Mozaikler, 24 Ocak 2008 tarihinde köyde yaşayan Nizamettin Oral’ın bahçesinde sera kurmak için yaptığı kazı sırasında ortaya çıktı. İlk incelemelerde Geç Roma–Erken Bizans dönemine ait olduğu değerlendirilen taban döşemeleri, kısa sürede uzmanların dikkatini çekti. Alan daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından koruma altına alınarak arkeolojik sit olarak kayıt altına alındı.

Ancak aradan geçen yaklaşık 17 yıla rağmen bölgede kapsamlı bir restorasyon çalışmasının yapılmadığı iddia ediliyor. Bu durum, hem köy halkı hem de kültürel miras savunucularının tepkisine neden oldu.


Kadıoğlu Köyü’nde bir araya gelen vatandaşlar, mozaiklerin doğal koşullar nedeniyle her geçen gün zarar gördüğünü ifade etti. Nem, yağış ve çevresel etkilerin tarihi yapıyı tehdit ettiğini belirten grup, bilimsel yöntemlerle acil koruma ve restorasyon çalışması başlatılması gerektiğini vurguladı.

2 Nisan 2026 Perşembe

Sansür

 

ZFD


 

Hangi

Yayınevi Emekçileri ve Dayanışma: Hangi Yayıncılar Birliği?

Oysa 1980’lerin ortası ve 1990’lardan itibaren yayınevi profili radikal bir şekilde değişti. Öncelikle prestij yayıncılığı dışında bu alana girmeyen bankaların yaygın kültür yayıncılığına girdiğini görüyoruz. YKY bu anlamda Enis Batur yönetmenliğinde en önemli örnektir. 1980 sonrası dönüşen yeni değerler (yeni bireycilik, postmodernizm vb) varolan yayınevlerini de önemli ölçüde değiştirdi. Orhan Pamuk’un ilk göründüğü Can Yayınları bu anlamda ilk örnektir. Deniz Gezmiş ve kuşağını anlatan “Gülünün Solduğu Akşam” ile 68 kuşağından Erdal Öz’ün kurduğu yayınevini yüksek tirajlara taşırken, Pamuk’un Kara Kitap’ı bir edebiyat olayına dönüşecektir. Ve döneme uyumlanan başka şanslı yayınevleri gelecektir arkasından…

 Literatür
gibi 1990’ların iktisat-işletme fakültelerine İngilizce ders kitapları satan şirketten gelen bir başkan, neredeyse her dönem ana akımın içinde olan yazar, edebiyatçı bir yönetici. Ve yıllardır değişmeyen bir yönetim. Niye değişmez? Arkadan genç kadrolar mı gelmiyor? Sanki TÜYAP’a yapışmış bir aparat. Siz gerçekten inanıyor musunuz bu birliğin bir meslek örgütü olduğunu ve yayınevi emekçileriyle dayanaşacağını. Güldürmeyin! Bunlar yayınevlerinin TÜSİAD’ı olmasın?
Yıldırım Tutmaz    Ek Dergi 

27 Mart 2026 Cuma

Soğuksu

Mart 1992  Kozlu Grizu 263 İnsan
Mart 1983 Kandilli (Armutçuk) 103 İnsan
F: İbrahim Akyürek / Kozlu
Kandilli (Armutçuk)
  

25 Mart 2026 Çarşamba

Belgesel Sinemacılar Birliği... Uyuma!

Hakan Tosun cinayetinde iddianame kabul edildi: 2 sanık hakkında 'Kasten Öldürme' suçundan müebbet istemi

İddianamede, hedef alınan bölgenin hayati önemde olması (baş), darbe sayısının fazlalığı, şiddetin sürekliliği ve yaralanmanın ölümle sonuçlanması gibi unsurları birlikte değerlendirerek sanıkların öldürme kastıyla hareket ettiğini belirlendi. Ayrıca iki sanığın olay sırasında birbirinden bağımsız değil, “fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiği” vurgulandı. Bu tespit, dosyanın hukuki niteliğini doğrudan belirleyen kritik unsur olarak yer aldı.

Suç vasfı: Kasten öldürme


Tüm bu değerlendirmeler sonucunda savcılık, sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin’in eylemlerinin ayrı ayrı “kasten öldürme” suçunu oluşturduğu kanaatine vardı. Bu kapsamda her iki sanığın Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılması talep edildi.

İddianame Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İlk duruşma 6 Mayıs 2026 tarihinde saat 14.00’da görülecek.

 

23 Mart 2026 Pazartesi

Aklımızda bulunsun:

 

 Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler 

  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

 

17 Mart 2026 Salı

7 Mart 2026 Cumartesi

Şubat 2026

Kuruluş felsefesinde kültür ve sanat olan genç Cumhuriyet, temelini sağlamlaştırmak ve Osmanlı’dan devraldığı bakımsız Anadolu taşrasını kalkındırmak amacıyla “Yurt Gezileri ve Yurt Resimleri” atılımını planladı. Bu kapsamda 1938-1943 arasında her yıl on sanatçıyı görevlendiren devlet, sanatçıların görevlendirildikleri illerde her türlü gereksinimlerini karşılayacaktı. Altı yıllık süre içinde 48 ressamımız, 63 kente giderek 675 resim yaptılar. Toplanan resimler Ankara Halkevi binasında izleyicilerin beğenisine sunuldu.

3 Mart 2026 Salı

otosansürle mücadele etmek neredeyse imkânsız!

 

Otosansür en büyük tehlikeye dönüştü

Gazeteci-Yazar Şenay Aydemir’in İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘AKP’nin Kültür Savaşı İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat’ başlıklı son kitabı AKP’nin kültür-sanat alanındaki dönüşümünü dönemsel siyasi ihtiyaçlar üzerinden okuyor. Aydemir, iktidarın her başlıkta değişen ama izlek olarak tutarlı bir sanat politikası yürüttüğünü söylüyor.

  2017 referandumu ile başkanlık rejimine geçiş, ardından da Erdoğan’ın 2018 seçimlerini kazanmasıyla yeni bir aşama söz konusu. Bu yeni bölümde havuç/ sopa politikası izleniyor. İktidarın kırmızı çizgilerine, güvenlik alanı olarak tanımladığı bölgelere ve iktidar bileşenlerine yönelik tutum davranışta bulunmayanların ödüllendirileceğine dair vaat ile, ‘ötekilerin’ cezalandırılacağına dair politikalar bir arada yürüyor. Özellikle de popüler kültür alanı böyle dizayn edilmeye çalışılıyor.

  AKP’nin iktidar dönemi boyunca kültür-sanat alanına dair sabit bir amacının olduğunu söylemek zor. Güncel, siyasal ihtiyaçlara göre değişen şekillenen bir politika üretiliyor çoğu zaman. Bugün geldiğimiz noktada yeni rejimin ihtiyaçlarına karşılık verecek bir üretimi (örneğin milli ve dini duyguları yüceltecek eserler) teşvik edip, diğerlerini ‘güvenlik sorunu’ haline getirmek diye kabaca özetleyebiliriz. Yeni rejim, kültür ve sanatın üretim ve ‘tüketim’ zeminini kontrol etmeyi, değiştirmeyi ve buradan uzun vadede bir sonuç almayı umuyor diye düşünüyorum.
  Bugün sansürden çok otosansür problemi olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu yaratıcıların bilinçli olarak yaptığı bir şey olmaktan da çıkmaya başladı. Bildiğimiz anlamda otosansür, yaratıcının ‘netameli’ mevzuları bilip ona göre yorumda bulması anlamına geliyordu. Söylemenin kendisini değil, söyleme biçimini şekillendiren bir durumdu bu. Biraz etrafından dolanmak, ima etmek, doğrudan söylemek yerine dolaylı ifade etmek. Yani amaç bir biçimde söylemenin ya da göstermenin, hissettirmenin yolunu bulmaktı. Mesela Yeşilçam’ın büyük yönetmenleri ağır sansür koşulları altında yoksulluğu, sınıfsal uçurumları, erotik gerilimleri hissettirmenin görsel yollarını buluyorlardı. Ama bugün, kırmızı çizgiler anlatıdan tamamen çıkarılabiliyor ya da en ilkel haliyle temsil ediliyor. Sansürle mücadele edilip mahkûm edilebilir, otosansürle mücadele etmek neredeyse imkânsız!  

Tuğçe Çelik   Birgün

2 Mart 2026 Pazartesi

Çaycuma

Çaycuma Çevre Gönüllüleri’nden Hakan Tosun Cinayeti Açıklaması: “Katiller ve Azmettiriciler Cezasız Kalmayacak”

Çevre Gönüllüleri tarafından yapılan açıklamada, Hakan Tosun’un 10 Ekim 2025 gecesi İstanbul Esenkent’te bir elektrik direğinin dibinde otururken motosikletli bir grubun saldırısına uğradığı hatırlatıldı.

Açıklamaya göre Tosun, sekiz dakika süren ilk saldırıda ağır darbelere maruz kaldı. Ayağa kalktığını gören saldırganların dört–beş dakika sonra yeniden olay yerine dönerek Tosun’a ölümcül darbeler vurduğu belirtildi. İkinci saldırıdan yaklaşık 10 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Tosun’un beyin ölümünün gerçekleştiği ve entübe edildiği ifade edildi.

Çevre Gönüllüleri, “Buraya kadar yaşananlar bir insan cinayetidir. Ancak sonrasında yaşananlar bir hukuk cinayetidir” değerlendirmesinde bulundu.
 
“Deliller Toplandı, Tutuklama Yok” 
                                     

ZFD


28 Şubat 2026 Cumartesi

Hayırdır 1850’lere geri mi döndük?

 

Daha kaç cenaze gerekiyor?

Bugün hâlâ rödovanslı sahalarda yüzlerce ölüm kayda geçmiş durumda. Bu tablo bize şunu söylüyor: Sorun sadece kaçak ocaklar değil. Sorun sadece bireysel ihmal değil. Sorun; denetim zafiyeti, yaptırım eksikliği, siyasi irade yetersizliği ve insan hayatını üretim maliyeti olarak gören anlayıştır.

İncelediği TTK raporunda açıkça ifade ediliyor: Kaçak ocaklarda arama kurtarma çalışmaları TTK tahlisiye ekiplerince zor şartlar altında, güçlükle yürütülüyor. İlkel koşullar, asgari iş güvenliği önlemlerinden yoksun çalışma ortamı... Yani ölümler gerçekleşmeden önce bilinen, görülen, raporlanan bir tablo var.

Bu durumda artık “kaza” kelimesi gerçeği karşılamıyor.

Kaza; öngörülemeyen, engellenemeyen olaydır. Oysa burada sayılar var, raporlar var, tekrar eden müdahaleler var, yıllara yayılan ölümler var. Aynı ocaklara defalarca mühür vuruluyor, aynı sahalarda defalarca cenaze çıkıyor. Bu bir tesadüf zinciri değil; sistematik bir ihmaller zinciridir. 

 Murat Ağırıel    Cumhuriyet 

 

2026 Şubat / Satışa Çıktı

 


22 Şubat 2026 Pazar

PATRON

Hitler’i ayakta tutanlar

Peşine yüzbinleri takan Adolf Hitler’in 30 Ocak 1933’te şansölye olarak atanmasıyla başlayan Üçüncü Reich, Nürnberg Mahkemesi’nin aldığı kararlarla 1946’da sona ermişti. Hitler’in Nazi diktatörlüğüne destek vermiş olan 42 “endüstri babası” da Nürnberg’de yargılanmıştı.

ONLARSIZ HİTLER BİR HİÇTİ 

Adolf Hitler, 30 Ocak 1933’te Almanya Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg tarafından Almanya şansölyesi olarak atandı. Almanya’ya el koyan Hitler ile yardakçılarının palazlanması ve 13 yıl ayakta kalması, Alman endüstrisinin “babaları” olmasaydı başarılamazdı ve Hitler bir hiçti. Nazi Almanyası’nın orduları, Flick, Krupp, Thyssen ve şürekâsı olmadan komşu ülkeleri istila edemez, savaşamazdı. Onlar sayesinde Nazi Almanyası 1942- 1944 arasında silah gücünü üçe katlamıştı. Adolf Hitler’e verilen büyük parasal destek daha 1920’li yıllarda Bavyera’da başlar. Oradan diğer Alman kentlerine, Avusturya’ya ve İsviçre’ye de sıçrar. Avrupa’ya kaçmış bazı varlıklı Rus asilleri “Bolşevik düşmanı” Hitler’e destek verirken Henry Ford da Hitler’in partisi NSDAP’ye bağışta bulunur! Aynı dönemde Mussolini yönetimindeki İtalyan faşistlerinin bile İsviçre bankaları kanalıyla milyonlarca markı Führer’e yollamış olduğu biliniyor.

ÇIKARLAR KARŞILIĞINDA DESTEK

Evet, o dönemlerde herkes çıkarları karşılığında Nazileri desteklemişti! İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin yanında oldukları için Nürnberg mahkemesinin suçlu gördüğü endüstri patronları günlerini bir zamanlar Hitler’in kaldığı Landsberg hapishanesinde geçirirler. Yeni Almanya için ortak planlarını orada yaparlar. 60 milyona yakın insanın ölümünden Hitler’e hizmet etmiş olan bu endüstri patronları da sorumludur! İngilizlerle Amerikalılar kurdurdukları Batı Almanya’ya, Sovyetler’e karşı “kale” görevini verirler. Ancak ülkenin bir an önce güçlenmesi gerekmektedir. Hitler’e hizmet vermiş olan endüstri patronları hâlâ hayattadır. Solcuları sevmeyen, politik görüşleri en sağda bu insanlar ülkeye yine gerekli oldukları için aklanırlar. Dizginler yine Flick, Krupp, Abs, Sohl ve Zangen’in elindedir... 

 Burhan Arpad     Cumhuriyet Pazar 


21 Şubat 2026 Cumartesi

2026 "Kemal Türkler Yılı"

 

Birleşik Metal-İş, 2026 yılının 'Kemal Türkler Yılı' ilan edildiğini açıkladı

"2026 yılı boyunca Kemal Türkler'i anacak ve anlatacağız. Doğumunun 100. yılı vesilesiyle ilan ettiğimiz 'Kemal Türkler Yılı' kapsamında, sadece onu anmakla kalmayacak; aynı zamanda işçi sınıfının bugünkü sorunlarını onun mücadeleci yaklaşımı ile yeniden masaya yatıracağız. Yıl boyunca başta metal işçileri olmak üzere tüm emekçilerle, sınıf dostlarıyla bir araya gelmeyi planladığımız başlıca etkinliklerimiz şunlar olacaktır:

Akademik Sempozyumlar ve Paneller: Kemal Türkler'in sendikal anlayışı, Türkiye işçi sınıfı tarihi ve günümüz emek piyasalarındaki yapısal dönüşümlerin ele alınacağı kapsamlı oturumlar.

Belge ve Fotoğraf Sergileri: Maden-İş ve DİSK tarihine ışık tutan, Kemal Türkler'in hayatından kesitler sunan gezici ve kalıcı sergiler.

Kültürel Anma Programları ve Belgesel Gösterimleri: Genç kuşakların onun mirasıyla tanışmasını sağlayacak görsel ve işitsel etkinlikler.

Edebiyat ve Şiir Ödülleri: Emeğin ve çalışma yaşamının edebiyattaki yansımalarını desteklemek, sendikal hareket ile sanatın tarihsel bağını güçlendirmek amacıyla bu yıla özel etkinlikler planlanmıştır. Bu kapsamda verilecek 'Kemal Türkler Şiir Ödülü' önemli bir katkı olacaktır.

Sergi Odası (Arşiv) 

Yayın Çalışmaları: Kemal Türkler'in yazıları, konuşmaları ve onun hakkında kaleme alınan araştırmalardan oluşacak özel yayınların akademiye ve sendikal hayata kazandırılması. Tüm basın emekçilerini, akademi dünyasını, emekten yana olan tüm kurumları ve Türkiye işçi sınıfını, 2026 "Kemal Türkler Yılı" etkinliklerinde omuz omuza olmaya davet ediyoruz."

18 Şubat 2026 Çarşamba

2025 Aralık

 

savaş hali...

 

Kültür savaşı ve konser iptalleri

Konser iptalleri, festival yasaklamaları, dizilere ceza, kanallara program durdurma, kapatma, şafak baskınları, yer yer uzun tutukluluk, çam sakızı çoban armağanı adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı… Kültür alanı “hegemonyamızı kuramadık”, “kültürel iktidar olamadık” hayıflanmaları eşliğinde yıllardır, giderek artan şiddette müdahaleye sahne oluyor

  Şenay Aydemir de İletişim Yayınları’ndan çıkan “AKP’nin Kültür Savaşı” kitabına alt başlık olarak “imha ve inkâr kıskacında sanat” ifadesini seçmişti. Ona göre iktidar muhafazakâr bir alternatif sanat iddiasından “yerli ve milli kültür” tazyikiyle baskıcı bir kontrol rejimine geçmişti. Kültürel alandaki mücadele üzerine dikkat çekici bir yazı da geçtiğimiz hafta sonu anayasa hukuku uzmanı Murat Sevinç imzasıyla yayımlandı. Sevinç de Şenay Aydemir gibi 2013’teki Gezi eylemlerinin bir kırılma olduğunu, iktidarın “kültürel hegemonya” mücadelesinin bu tarihten sonra harlandığı saptamasını yapıyor. Ancak Sevinç’in kurduğu bağlam salt son 24 yılla sınırlı değil; “AKP’nin kültürel iktidar mücadelesinin, siyasal İslamcı ideolojinin Cumhuriyet’in laik niteliğiyle mücadele tarihinin izdüşümü olduğu” düşüncesini aktarıyor. Söz konusu olan bir hesaplaşma refleksi olunca, kültür alanında bir inşa mümkün olmasa da güç kullanarak “çoraklaştırma” bir siyaset haline gelebiliyor.

TOPLUMSAL RIZA İMALATI: STOKLAR TÜKENDİ Mİ? 

 Can Ertuna    Birgün 

 

17 Şubat 2026 Salı

Savaş

Türkiye’de kültür savaşı: Sanat kime ait, kültür kimden geri alınıyor
  
'AKP’nin Kültür Savaşı: İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat' kitabının yazarı Şenay Aydemir: Kültür sanat muhabiri ve servisleriyle sanat eseri/ yaratıcısı arısındaki mesafe kayboldu. Eleştiri ve haber mesafesinin kaybolması kültür sanat haberlerini giderek birer tanıtım rehberine dönüştürdü. Elbirliğiyle o işin parlatıldığı tuhaf bir habercilik hakim. Üstelik yalnızca sanatçılarla değil, belli sanat kurumlarıyla da benzer bir ‘PR’ ilişkisi kuruldu
     
Sansürün yeni yüzü: Belirsizlik
 
Aydemir’in sansür ve otosansür bölümleri, bugünün Türkiye’sini anlamak için kilit önemde. Sansür artık çoğu zaman açık yasaklarla işlemiyor. Yerini belirsizliğe, öngörülemezliğe bırakıyor.

“Sansür artık ‘yapamazsın’ demek değil, ‘yaparsan yalnız kalırsın’ demektir.”

Bu yalnızlık, sanatçının omzuna bırakılan bir kader değil; bilinçli olarak üretilen bir iklim. Yayıncı risk almıyor, festival programcısı geri çekiliyor, sanatçı başına gelecekleri önceden hesaplıyor. Böylece sansür, kimse doğrudan müdahale etmeden kendi kendini yeniden üretiyor.
 
Şenay Aydemir'le söyleşi...   T24