20 Ocak 2026 Salı
19 Ocak 2026 Pazartesi
18 Ocak 2026 Pazar
Sürekli
Sürekli başkalarının acısına bakmak bizi daha duyarlı yapar mı?
Neyse uzatmayalım, böyle kaya kaya bakarken İran ile ilgili bir haber geçtim, İtalyanca bir dil postu, ardından Trump’ı gördüm, bir işçi ile tartışıyor ve ona el hareketleri yapıyor, ardından bir konser, Londra’da bir senfoni orkestrası Türkçe bir şarkı çalıyor, ardından bir idam haberi ve hemen arkasından bir LGS kursu reklamı. Ben az evvel ne okudum diyerek hemen birkaç önceki postu germeye çalıştım ve idam haberini bulup, okudum. İran’dan gelen yürek dağlayan önceki haberlerden biri değildi bu, bu bambaşka bir boyut aldığını gösteriyordu oradaki durumun. Sabah da cenazeleri teslim etmek için yüklü paralar istendiğini görmüş ve hatta İranlı iki arkadaşımın paylaştıkları makale ve haberleri okumuştum. Bilmiyor değildim, okumuştum hepsini, haberim vardı ama nasıl hayatıma bunları hiç bilmiyor gibi devam edebiliyordum, ne oluyordu bana? İçimi dağlayan bir haberin hemen ardından başka bir şeye nasıl geçebiliyordum?
Susan Sontag, başkalarının acısına bakmanın bizi kendiliğinden daha iyi, daha ahlaklı ya da daha duyarlı kılmadığını söylerken aslında bakmanın kendisini değil, bakmanın koşullarını tartışıyordu. Görüntünün tek başına etik bir eylem olmadığını, hatta çoğu zaman bir rahatlama işlevi gördüğünü hatırlatıyordu. Acıya bakarız, etkileniriz, sonra hayatımıza devam ederiz. Bugün bu döngü eskisinden çok daha hızlı. Acı, artık akışın içinde tüketilip geçilen bir durak gibi. Çünkü görmenin fazlası, anlamın aşınmasıyla sonuçlanabilir ancak. Sürekli maruz kalmak, duyarlılığı yönetilebilir, tolere edilebilir, hatta görmezden gelinebilir kılıyor sadece.
Aslı Kotaman T24
O yangın...
Bu ülkede 36’sı çocuk 78 insan göz göre göre yandı. Tek bir yetkili, sorumluluk üstlenmedi. Geride kalanlar yakınları unutulmasın, adalet yerini bulsun diye çırpınıyor. Kartalkaya faciasının yıldönümünde yalnız kalmamalılar.O yangın bir yıldır hiç sönmedi
ANMAK SORUMLULUKTUR
Kartalkaya’da yitirilenler için de birinci yıldönümü nedeniyle bir dizi anma gerçekleştirilecek. Onlardan ilki bugün saat 09.30’da Caddebostan Migros önünde başlayacak. Katılımcılar yapılan açıklamaların ardından sahilden Bostancı’ya doğru koşacak ya da yürüyecek.
Sadece onlar için değil, Maraş depreminde yitirilenler için de yapılacak bu koşu ve yürüyüş. Kartalkaya ailelerinin kurduğu “Başka Canımız Yok” platformu, ‘Adalet Peşinde Aileleri” ve ‘Şampiyon melekleri yaşatma derneği” ve KIZÇEV anmada yer alıyor. Anma için yapılan çağrıda şöyle denildi: “Bugün Kahraman Maraş merkezli depremlerde ve Kartalkaya’da yitirdiklerimizi anıyoruz. Anmak, yalnızca “başka canımız yok” diyerek yüksek sesle haykırmak değildir. Anmak, yalnızca “adalet arayan ailelerin” yanında olmak ya da “Şampiyon Melekleri yaşatmak” için çabalamak da değildir. Anmak, her şeyden önce ahlaki bir sorumluluktur. Olan biteni görmezden gelmek, susmak, unutmaya katkı sunmak demektir. Ve unutma başladığında, etik de yara alır.”
17 Ocak 2026 Cumartesi
Emekli
EYT’liler Dahil Edildi, Yaş Sınırı Yok: Emeklilere Ücretsiz Olan Yerler ve İndirim Avantajları
Yeni düzenlemeyle Efes Antik Kenti'nden Göbeklitepe'ye, Topkapı Sarayı'ndan Sümela Manastırı'na kadar tüm müze ve ören yerleri emeklilere ücretsiz. Devlet Tiyatroları'ndaki tüm oyunlar emekliler ücret ödemeden izleyebilecek. Tabiat parklar ve milli park giriş ücretleri de emekliye ücretsiz oldu.
Pek çok tesis konaklama ve yemek indirimi var.
14 Ocak 2026 Çarşamba
Veda
Claudette Colvin hayatını kaybetti: ABD'de bir beyaza yer vermeyi reddeden ilk kişi
Jim Crow yasalarına göre otobüslerdeki koltuklar ırklara göre ayrılmıştı. Siyah yolcular arka koltuklara oturmak zorundaydı ve beyazlar için ayrılan bölüm dolduğunda şoför siyah yolcuların koltuklarını boşaltmalarını isteyebiliyordu.
Ayrıca siyah yolcuların beyaz yolcularla aynı hizada oturmalarına da izin verilmiyordu. Beyazların yanında boş koltuklar olsa bile siyahların arkaya geçmeleri gerektiği anlamına geliyordu.
Otobüs şoförü, 2 Mart 1955’te henüz 15 yaşındayken Montgomery şehir otobüsüne binen Colvin ve yanındaki diğer üç siyahi yolcuya yerlerini değiştirmelerini söyledi fakat Colvin oturmaya devam etti.
Şoförün polisi aramasının ardından Colvin polisler tarafından gözaltına alındı ve huzuru bozmak, ayrımcılık yasalarını ihlal etmek ve bir memura saldırmakla suçladı. Colvin, para cezası ve denetimli serbestlik cezalarına çarptırıldı.
Seçilmiş Mafya...
Trump her gün üstüne koyuyor: Kendisine 'pedofil hamisi' diyenlere hareket çekti
Trump en son Haziran 2025’te İsrail-İran ateşkesinin üç saat geçmeden bozulmasına sinirlenip ağzını bozmuştu: ”Uzun süredir deli gibi savaşan iki ülke var ve ne s*kim yaptıklarını bilmiyorlar. Bilmem anlatabildim mi?”
Bir süredir küfretmeyen 79 yaşındaki ABD başkanı dün (13 Ocak) Michigan eyaletindeki Ford fabrikasına gezmeye gitti.
New York Times’ın haberine göre fabrikayı gezerken bir grup Trump’a ‘pedofil hamisi’ diye bağırıp yuh çekti. Bunun üzerine ABD başkanı gruba orta parmağını gösterdi.
Trump’tan hukuku yok sayan sözler: Beni durduracak tek şey kendi ahlakım
Nöroloji
Beyin sağlığı ve akıllı telefonlar ile sosyal medya
Sosyal medya platformları insan beyninin ödül sistemini hedef alacak şekilde tasarlanıyor. Bildirimler, beğeniler ve kısa videolar anlık haz sağlıyor. Ancak bu sürekli uyarılma hali, uzun vadede dikkatin derinliğini azaltıyor. Odaklanmak zorlaşıyor, düşünceler kolay bölünüyor, zihinsel sabır giderek azalıyor. Bu tabloyla uyumlu olarak unutkanlığın erken dönemlerinde dikkat, planlama ve zihinsel esneklik en sık etkilenen alanlar olarak karşımıza çıkıyor.
Diğer önemli bir sorun, yüzeysel öğrenme. Bilgiyi kalıcı hafızaya almak için anlam, bağlam ve tekrar isteyen beyin, hız ve parçalanmış dikkat üzerine kurulu sosyal medyadan kaçınılmaz olarak olumsuz etkileniyor. Bir haberi okurken başka habere geçilmesi, videonun ortasında yenisinin başlaması, özellikle orta yaş ve sonrasında hafıza performansını olumsuz etkiliyor. Kitap okumak, tartışmak, problem çözmek gibi derin zihinsel faaliyetlerin yerini saatler süren kaydırmalar aldığında, bilişsel rezerv de giderek azalıyor.
Uyku ise çoğu zaman göz ardı edilen ama beyin sağlığı açısından kritik bir alan. Sosyal medyanın özellikle gece saatlerinde yoğun kullanılması, uyku süresini kısaltmakla kalmıyor; uykunun kalitesini de bozuyor. Zihinsel uyarılma ve sürekli tetikte olma hali, beynin dinlenmesini zorlaştırıyor.
Tamer Yazar Birgün
9 Ocak 2026 Cuma
8 Ocak 2026 Perşembe
Onlar kamu yöneticilerinin ruh sağlığını tartışırken...
Neoliberalizm, çılgın Trump ve faşist komplo
Taner Timur Birgün Pazar, 2021
ABD kamuoyunda “MAGA kalabalığı” (Make America Great Again Mob) olarak adlandırılan güruhun saldırısı, çıldırmış bir başkanın kışkırtmasıyla başlamıştı. Şimdi de herkes yaşanan “vahşet”in toplumsal nedenlerini ve olası sonuçlarını konuşuyor. Oysa ortalık hâlâ yatışmadı ve en büyük korku da 20 Ocak devir töreninin daha da vahim bir kalkışmaya yol açma olasılığı? 6 Ocak skandalını Cumhuriyetci çoğunluk da kınamış olsa bile, alarm zilleri çalmaya devam ediyor. YouGov anketine göre parti seçmenlerinin yarısına yakını da (yüzde 43’ü) işgali onaylamıştı!
Oysa aynı yıllarda ABD’de kapitalizm de kabuk değiştiriyor, J. Haskel ve S. Westlake’nin “Kapitalsiz Kapitalizm” (Princeton Uni. Press; 2017) adını verdikleri bir yapılanmaya yol açıyordu. Bu kapitalizmde maddi yatırımların yerini hızla yazılım, marka, tasarım, Ar-Ge vb gibi alanlara yapılan “gayri-maddi” (intangible) yatırımlar alıyordu. Örneğin Microsft’ta maddi sermaye, şirketin piyasa değerinin ancak yüzde 1’i kadardı. Üretimde fizikî emeğin yeri giderek azalıyordu; örneğin toplam borsa değeri 5 trilyon doları aşan beş dev şirketin (GAFAM: Google, Apple, Facebook, Amazon, Microsoft) çalıştırdıkları işçi sayısı ancak 1,2 milyon kadardı. Bu gelişme gelir dağılımındaki eşitsizliği de hızla artırıyor, sınıf çelişkilerini keskinleştiriyordu.
Bu kaygılar Trump’ın başkan seçilmesiyle bitmedi; aksine, daha da şiddetlendi. Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile olmamıştı ki Yale, Harvard ve New York üniversitelerinden 27 psikiyatr bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir başkanın “tehlikelerine” dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri konferansta (20 Nisan 2017), Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule), bu yasağı çiğniyor ve Hitler iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar, Trump tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of Donald Trump; Macmillan, 2017). Haklıydılar; dikkat çektikleri “tehlike” dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.
6 Ocak 2026 Salı
Kozlu
BEUN Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi SanArt Öğrenci Topluluğu, Zonguldak Fotoğraf Derneği tarafından hazırlanan “Motus” adlı fotoğraf sergisini Tıp Fakültesi binasında yeniden sergileyerek tüm sağlık kampüsünün ziyaretine açtı.
Sergide, Zonguldak Fotoğraf Derneği üyesi olan öğretim üyeleri Prof. Dr. Füsun Cömert ve Dr. Öğr. Üyesi Özge Irmak Doğancı’ya ait fotoğraflar da yer aldı. Topluluk üyeleri, yoğun ders ve sınav takvimi nedeniyle sanatsal etkinliklere katılma fırsatı bulamayan öğrenci ve akademik personeli fotoğraf sanatıyla buluşturmayı, sanatı kampüs yaşamının bir parçası hâline getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.
5 Ocak 2026 Pazartesi
Birgün:
Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında -1: Bir avuç kömür için bir ömür verenlerin kenti Ümit Kartoğlu Birgün
31 Aralık 2025 Çarşamba
Nedim Günsür
Nedim Günsür'den E. İrem Az'a madenci portreleri: Belgesel şiirlerle büyük resme doğruNedim Günsür resim kariyerinin ilk yıllarını Zonguldak’ta geçirir. Çevresine duyarlı bir sanatçıdan bekleneceği üzere burada madencileri gözlemler. 1954 tarihli, 70/100cm boyutlarında, yani büyükçe diyebileceğimiz ve füzen ile yapılmış bu döneme ait çalışmalarından birine bakıyorum. Baretlerin altına gizlenmiş beş surat görüyorum. Madencilerin yüzlerinin neredeyse tamamını boyayan füzen karası göz aklarını iyice ön plana çıkarıyor ve bakışlarındaki duygu kolaylıkla okunuyor. Orhan Koçak’a göre onun bu dönemde sık sık farklı boyut ve malzemeler kullanarak yaptığı Madenciler adlı çalışmalarını selefleri Liman Grubu’nun toplumcu resimlerinden ayıran özellik, “fiziksel çalışmayı yüceltmek yerine emekçilerin endişe ve yabancılaşmalarını vurgulamasıdır.” Güzin Ayan K24
26 Aralık 2025 Cuma
Kitap
Zonguldak Kitapları Masa Üstünde!
Zonguldak Sergi Odası’nın geleneksel masa üstü kitap sergisi 3-30 Ocak 2026 tarihlerinde açık kalacak.
“Zonguldaklı Yazarlar, Zonguldak’ı Yazanlar” başlığı altında toplanan kitaplar okurların ve araştırmacıların eski/yeni tüm kitaplarla daha kolay tanışmasını amaçlıyor.
Geleneksel sergi bu kez bir dönem kömür madeni işçiliği de yapan Japon ressam Sakubei Yamamoto anısına adandı.
Sakubei Yamamoto (1892-1984) yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Kyushu'daki Chikuho bölgesinin kömür madenlerine çalıştı. 12 yaşında bir maden ocağı demircisinin yanında çıraklık yaptı. Daha sonra maden ocağı güvenlik görevlisi oldu ve madencilik endüstrisine dair anılarını resmetmeye başladı.
2011 yılında Sakubei Yamamoto'nun kömür madenciliği resimleri ve çizimleri UNESCO'nun Dünya Belleği programına kaydedildi.
Mithatpaşa Mah. Zübeyde Hanım Cad.19 Arı İşhanı Kat 1 (Nisa Eczanesi Üstü, Madenci Heykeli'ne 50 m.) Merkez-Zonguldak
25 Aralık 2025 Perşembe
23 Aralık 2025 Salı
22 Aralık 2025 Pazartesi
Dikkatimizi neye verirsek, ona dönüşeceğiz.
Kültürün mülkiyeti el değiştiriyor!
Dijital platformlar (örneğin Netflix, Amazon, Apple) sinema stüdyolarını (Warner Bros., Universal Pictures, Sony Pictures) üç nedenle satın alıyor veya satın alma baskısına maruz bırakıyor.
Öncelikle Arşiv Gücü… Hikâye geçmişi olmayan bir platform, kültür üretemez. Arşiv = meşruiyet ve kabul demektir. Çünkü Süpermen’in söylediğine inanmaya hepimiz hazırız.
Algoritmik egemenlik de önemli bir kıstas… Artık iyi filmlerin değil, algoritmanın sevdiği filmlerin kazandığı zamanlardayız. İzleyici beğenisi, matematiksel olarak tahmin ediliyor.
Dağıtımın mutlak kontrolünü ele geçirmek bir başka kıstas… Sinema salonları opsiyonel olarak bir süre devam eder ya da başka bir şeye dönüşebilir. Televizyon stüdyoları ve yayıncılık anlayışı taş devri gibi görünecek… Gerçek tek bir ana sahne olacak, platformlar!
Yazık ki artık tek bir hikaye dinleyeceğiz!
Bu nedenle sinema artık bağımsız bir sanat alanı olmayacak; veri destekli bir davranış mühendisliği aracıyla tanışacağız…
Önümüzdeki 10 yılda ihtimal ki ulusal sinemalar çözülecek, yerel sinemalar olacak ama yerel ruh kalmayacak.
Her öykü küresel izleyiciye ve onların biriktirdiği algoritmaya göre şekillenecek.
Bağımsız filmler ya da orta bütçeli filmler eski anılar olacak yalnızca… Ya ucuz denemeler ki Netflix’de her gün yeni bir örneği var ya da çok pahalı yapımlardan bahsedildiğini duyacağız.
Hangi yapımcı ya da hangi yönetmenle çalışmayı sevdiğin; senarist için de oyuncu içinde hayal olacak; herkes platform işçisi olacak.
Ayhan Tinin Diken
21 Aralık 2025 Pazar
20 Aralık 2025 Cumartesi
18 Aralık 2025 Perşembe
Kent
Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV), 2025 yılı ödüllerini açıkladı. Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Karahasanoğlu tarafından yapılan açıklamaya göre; kültür ödülü Zonguldak Fotoğraf Derneği, bilim ödülü TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi, eğitim ödülü ise TTK İş Sağlığı, Güvenliği ve Eğitim Daire Başkanlığı’na verildi. Ödüller, önümüzdeki günlerde yapılacak törenle sahiplerine teslim edilecek.
17 Aralık 2025 Çarşamba
16 Aralık 2025 Salı
2011 / Kandilli
Nota Bene Yayınları’ndan çıkan ‘Yerüstünden Notlar (Madenci Kasabasında Yıkımın Fotoğrafı)’ madencilik sektöründe 1980’lerden sonra gerçekleşen yıkımın sonuçlarını gözler önüne sermeye çalışıyor. Kitap bu yıkımı Zonguldak’a bağlı bir madenci kasabası olan Armutçuk’taki dönüşüm üzerinden sorguluyor. Dönüşüm eserde, fotoğraflar ve yerel halkla yapılan söyleşilerle aktarılıyor. Alaattin Timur ve Mahmut Hamsici’nin editörlüğünde hazırlanan kitapta fotoğraflar bu iki isimle birlikte Ayşen Gürbüz, İlhan Beyoğlu ve Ekrem Erbiz’in imzasını taşıyor. Söyleşiler ise Mahmut Hamsici’ye ait.
Söyleşiler dışında kitapta yer alan iki metin okurların konuya vakıf olabilmesi için zengin bilgiler sunuyor. Bunlardan biri TTK işçisi Salim Çalık’ın kaleme aldığı ‘Kömürün Yarattığı ve Yıktığı Kent: Armutçuk’ yazısı. Çalık’ın Armutçuk’un ekonomik, sosyal, kültürel yapısını geçirdiği dönüşüm süreçleriyle birlikte aktardığı yazısı bugün akademik dünyada dahi yer almayan ve uzun araştırmalar ile ortaya çıkarılmış bir metin. Türkiye’deki maden işçilerinin sendikal mücadelesinde çok özel bir yeri bulunan Çetin Uygur’un metni ise Türkiye’deki maden işletmelerinin yapısını ve buna uygun toplumsal yaşamın 1800’lerden bugüne kadarki dönemlerini ve bu dönemlerin kendine ait özelliklerini genel hatlarıyla aktarıyor. 2011
14 Aralık 2025 Pazar
11 Aralık 2025 Perşembe
emek
Teknofeodalizm ile emek sömürüsü derinleşiyor
Emek sömürüsü dediğimizde çoğunlukla emek piyasasında ortaya çıkan ve Marx’ın artı değer kavramı ile özdeşleşen geleneksel sömürü ilişkileri aklımıza gelmektedir. Ancak son 15-20 yıldır günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen dijital iletişim teknolojileri ile geleneksel emek sömürüsü ilişkilerinin biçim değiştirdiğine şahit oluyoruz. Büyük teknoloji şirketlerinin her bir internet ve sosyal medya kullanıcısını adeta kendi işçisi gibi gördüğü ve bu sayede sıradan kullanıcıların günlük internet kullanımı üzerinden büyük bir emek sömürüsü ve sermaye birikimi elde etmesi söz konusudur. Burada sömürülen “emek” geleneksel anlamda emek piyasasında harcanan emekten farklı olduğu için sömürünün kendisini görünmez kılması gibi ciddi bir tehdit de ortaya çıkmaktadır. Literatürde ilk olarak 1977’de Smythe tarafından “izleyici emeği” olarak adlandırılan bu “emek” türü sıradan bireylerin boş zamanlarının medya araçları sayesinde sermaye tarafından reklamlar aracılığıyla metalaştırılmasını ifade etmektedir. Günümüzde gelişen dijital iletişim teknolojileri sayesinde artık bireyler sadece izleyici değil medya üretim ve tüketim süreçlerinin aktif birer katılımcısı olarak “kullanıcı emeği” sarf etmektedir. Bu bağlamda sosyal ağlarda bireylerin içerik üretirken aynı zamanda üretilen içerikleri de tüketmesi internet kullanıcılarının harcadığı emeği ifade etmektedir. Milyonlarca kullanıcının hem üretim hem de tüketim sürecinde yer alması teknoloji şirketleri için adeta bir hammadde olan milyonlarca bedava verinin toplanması anlamına gelmektedir. Bu veriler tıpkı Smythe’in 77’de vurguladığı gibi sermaye tarafından reklamlar aracılığıyla metalaştırılmaktadır. Bu noktada internet ve sosyal medya platformlarını kullanan herkes bir yönüyle emek sömürüsüne maruz kalmaktadır. Dolayısıyla emek sömürüsü toplumsallaşarak derinleşmektedir.
Tugay Soykan Birgün
















































