16 Aralık 2025 Salı

2011 / Kandilli

 

Nota Bene Yayınları’ndan çıkan ‘Yerüstünden Notlar (Madenci Kasabasında Yıkımın Fotoğrafı)’ madencilik sektöründe 1980’lerden sonra gerçekleşen yıkımın sonuçlarını gözler önüne sermeye çalışıyor. Kitap bu yıkımı Zonguldak’a bağlı bir madenci kasabası olan Armutçuk’taki dönüşüm üzerinden sorguluyor. Dönüşüm eserde, fotoğraflar ve yerel halkla yapılan söyleşilerle aktarılıyor. Alaattin Timur ve Mahmut Hamsici’nin editörlüğünde hazırlanan kitapta fotoğraflar bu iki isimle birlikte Ayşen Gürbüz, İlhan Beyoğlu ve Ekrem Erbiz’in imzasını taşıyor. Söyleşiler ise Mahmut Hamsici’ye ait.

Söyleşiler dışında kitapta yer alan iki metin okurların konuya vakıf olabilmesi için zengin bilgiler sunuyor. Bunlardan biri TTK işçisi Salim Çalık’ın kaleme aldığı ‘Kömürün Yarattığı ve Yıktığı Kent: Armutçuk’ yazısı. Çalık’ın Armutçuk’un ekonomik, sosyal, kültürel yapısını geçirdiği dönüşüm süreçleriyle birlikte aktardığı yazısı bugün akademik dünyada dahi yer almayan ve uzun araştırmalar ile ortaya çıkarılmış bir metin. Türkiye’deki maden işçilerinin sendikal mücadelesinde çok özel bir yeri bulunan Çetin Uygur’un metni ise Türkiye’deki maden işletmelerinin yapısını ve buna uygun toplumsal yaşamın 1800’lerden bugüne kadarki dönemlerini ve bu dönemlerin kendine ait özelliklerini genel hatlarıyla aktarıyor. 2011

 

11 Aralık 2025 Perşembe

emek

 

Teknofeodalizm ile emek sömürüsü derinleşiyor

Emek sömürüsü dediğimizde çoğunlukla emek piyasasında ortaya çıkan ve Marx’ın artı değer kavramı ile özdeşleşen geleneksel sömürü ilişkileri aklımıza gelmektedir. Ancak son 15-20 yıldır günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen dijital iletişim teknolojileri ile geleneksel emek sömürüsü ilişkilerinin biçim değiştirdiğine şahit oluyoruz. Büyük teknoloji şirketlerinin her bir internet ve sosyal medya kullanıcısını adeta kendi işçisi gibi gördüğü ve bu sayede sıradan kullanıcıların günlük internet kullanımı üzerinden büyük bir emek sömürüsü ve sermaye birikimi elde etmesi söz konusudur. Burada sömürülen “emek” geleneksel anlamda emek piyasasında harcanan emekten farklı olduğu için sömürünün kendisini görünmez kılması gibi ciddi bir tehdit de ortaya çıkmaktadır. Literatürde ilk olarak 1977’de Smythe tarafından “izleyici emeği” olarak adlandırılan bu “emek” türü sıradan bireylerin boş zamanlarının medya araçları sayesinde sermaye tarafından reklamlar aracılığıyla metalaştırılmasını ifade etmektedir. Günümüzde gelişen dijital iletişim teknolojileri sayesinde artık bireyler sadece izleyici değil medya üretim ve tüketim süreçlerinin aktif birer katılımcısı olarak “kullanıcı emeği” sarf etmektedir. Bu bağlamda sosyal ağlarda bireylerin içerik üretirken aynı zamanda üretilen içerikleri de tüketmesi internet kullanıcılarının harcadığı emeği ifade etmektedir. Milyonlarca kullanıcının hem üretim hem de tüketim sürecinde yer alması teknoloji şirketleri için adeta bir hammadde olan milyonlarca bedava verinin toplanması anlamına gelmektedir. Bu veriler tıpkı Smythe’in 77’de vurguladığı gibi sermaye tarafından reklamlar aracılığıyla metalaştırılmaktadır. Bu noktada internet ve sosyal medya platformlarını kullanan herkes bir yönüyle emek sömürüsüne maruz kalmaktadır. Dolayısıyla emek sömürüsü toplumsallaşarak derinleşmektedir.  
 Tugay Soykan   Birgün 

9 Aralık 2025 Salı

fotoğraf

 

Belgesel

 

baronluk

  

Yeni feodal çağ ve dijital baronluk 

Ortaçağ’ın baronları toprakta üretimi kontrol ederken bugünün baronları veriyi, iletişimi ve üretim süreçlerini yönetiyor. Facebook, Google, Amazon, X, Apple gibi teknoloji devleri, çağdaş dünyada bilgi akışını, iletişim biçimlerini ve hatta siyasal tercihleri belirleyen devasa yapılar haline geldi. Toplumun her katmanı, bu platformların altyapısına bağımlı durumda. Kamusal alan, artık fiziksel bir meydan değil; birkaç özel şirketin yönettiği sanal bir “platform ekonomisi” içinde biçimleniyor. 
CUMHURİYETÇİ BAKIŞ

Varoufakis’in vurguladığı temel çelişki burada başlıyor: Vatandaş “kullanıcıya”, halk “veri kaynağına”, kamusal alan ise “platforma” dönüşüyor. Demokrasinin biçimsel varlığı sürse de içerik çoktan sermaye tekellerinin eline geçmiş durumda. Liberal demokrasiler, otoriter liderlere karşı çıkarken piyasa baronlarına dokunmamayı tercih ediyor. Bu yüzden Varoufakis’in ifadesiyle “gerçek bir cumhuriyetçi yalnızca krallara değil, baronlara da karşı çıkar.”

Bu çağda siyasal iktidarın merkezinde artık devlet başkanları değil, veri akışını ve dijital iletişim araçlarını yöneten özel şirketler yer alıyor. Her seçim kampanyası, her toplumsal hareket, bu dijital ağların denetimi altına girmiş durumda. Kamusal tartışma alanı, birkaç algoritmanın gölgesinde şekilleniyor. Bu durum, Varoufakis’in “yeni feodal düzen” kavramsallaştırmasını yalnızca bir metafor olmaktan çıkarıyor; somut bir ekonomik ve politik gerçekliğe dönüştürüyor.

  DİJİTAL FEODALİZM

Bugünün dijital kapitalizmi, klasik kapitalizmin sınırlarını aşan bir bağımlılık ilişkisi yaratıyor. Bireyler hem üretici hem tüketici hem de gözetlenen birer veri kaynağına indirgeniyor. Bu yapının sürmesi halinde, demokrasi yalnızca bir “gösteri sanatı” olarak kalacak. Seçimler, özgürlük ve katılımın değil, algoritmik manipülasyonların sahnesi olacak.

Varoufakis, bu tabloya karşı yeni bir kamusallık öneriyor: Ne devletin ne de piyasanın tekeline sıkışmış, katılımcı, ortak mülkiyete dayalı bir dijital cumhuriyet. Bu, üretim araçlarının toplumsallaşmasının 21. yüzyıldaki biçimi olabilir. Kamusal veri merkezleri, açık kaynaklı platformlar ve demokratik olarak yönetilen dijital ağlar, geleceğin eşitlikçi toplumunun temeli olabilir.

Yazının son cümlesi, adeta çağımızın özeti niteliğinde: “Demokrasi artık baronların hizmetinde bir gösteri sanatına dönüştü. Yeni bir cumhuriyet istiyorsak önce baronların mülkiyetini tartışmaya açmalıyız.”

Bugün, ekonomik ve siyasal mücadele alanı yalnızca parlamentolar ya da sokaklar değil, aynı zamanda dijital ağlardır. Varoufakis’in çağrısı, klasik sınıf mücadelesini yeni bir zemine taşıyor. Feodalitenin sonunu getiren halkçı devrimler, bu kez dijital feodalizme karşı da verilmek zorunda. 
GÖSTERİ DEMOKRASİSİ
 
Türkiye bağlamına bakıldığında ise Varoufakis’in işaret ettiği “baronlaşma” olgusu çok daha karmaşık ve çift katmanlı bir görünüm sergilemektedir. Bir yandan siyasal iktidarın giderek merkezileşmesi, kamusal kaynakların dar bir sermaye çevresine aktarılması ve medya-ekonomi ilişkilerinin aynı ağlar içinde iç içe geçmesi, klasik anlamıyla bir “yeni patrimonyal düzen” yaratmıştır. Diğer yandan küresel teknoloji devlerinin Türkiye’deki dijital davranışları belirleme gücü, reklam ekonomisini tekelleştirmesi ve veri akışını denetlemesi, ulusal ölçekteki iktidar ilişkilerinin üzerine ikinci bir tahakküm katmanı bindirmektedir. Böylece Türkiye’de hem yerli sermaye bloklarının hem de ulusötesi platform devlerinin oluşturduğu iç içe geçmiş bir feodal yapı ortaya çıkmaktadır. Bu yapı, yurttaşların giderek daha az kamusal, daha çok ticarileştirilmiş alanlarda var olmasına; politik katılımın ise sosyal medya algoritmalarının yönlendirdiği bir “gösteri demokrasisi”ne dönüşmesine yol açmaktadır.


 Doğan Sevimbike    Cumhuriyet

7 Aralık 2025 Pazar

2025

 
Kaza Değil, Cinayet!
Şımarıklıkla, güçle ve parayla örtbas edilmek istenen bir cinayetin karşısındayız. Adalet için buradayız. Hürcan için buradayız.

Alan Macleod:

Dünyanın en zengin yedi milyarderinin tamamı medya baronu  

İSRAİL’İ SİLAHLANDIRMAK VE DESTEKLEMEK

TikTok’u yasaklama girişimlerine öncülük eden eski kongre üyesi Mike Gallagher, yasa tasarısının ilk başta başarısız olduğunu ancak 7 Ekim 2023’ten ve İsrail’in eylemlerine yönelik küresel öfkeden sonra Kongre koridorlarında yeniden canlandığını, böylece Oracle liderliğindeki konsorsiyuma satışını zorunlu kılan yasa hâline geldiğini açıkladı.

Zuckerberg’in platformları Facebook, Instagram ve WhatsApp İsrail lehine bundan daha az kararlı bir yanlılık sergilemiyor. Daha 2016’da Facebook, sansür konusunda İsrail hükümetiyle işbirliği yapıyordu; Adalet Bakanı Ayelet Shaked, sosyal medya platformunun, Filistin yanlısı içeriklerin kaldırılması yönündeki taleplerinin yüzde 95’ine uyduğunu açıklamıştı.

WhatsApp ise kelimenin tam anlamıyla bir cephe hattı. İsrail ordusu, Gazze’de on binlerce kişiyi tespit ve hedef almak için Filistinlilerin WhatsApp verilerini kullanıyor. Meta’nın bu süreçte İsrail ordusuyla nasıl ve ne ölçüde işbirliği yaptığı belirsiz. Ancak, bugün Meta, Google, Amazon ve Microsoft’ta çalışan onlarca eski İsrailli casusun, yazılıma arka kapı yerleştirmiş olabileceği ya da verileri eski meslektaşlarına aktardığı yönünde iddialar var. 2022 tarihli bir MintPress araştırması, bu şirketlerde çalıştığı tespit edilen eski 8200 Birliği mensuplarının sayısının yüzleri bulduğunu ortaya koydu.

Bosna

 

Marş Mira (Barış Yürüyüşü) Belgeseli Tanıklığa Çağırıyor!

İ. Kerem Öztürk'ün 'Marş Mira-Srebrenitsabaşlıklı belgesel çalışmaları Zonguldak Sergi Odası'na konuk olacak. İlk etkinlik olan fotoğraf sergisi 9 Aralık 2025 Salı günü saat 13.00'de başlayıp 19 Aralık Cuma günü kapanacak. Belgesel gösterisi ise 15 Aralık Pazartesi günü saat 18.00'de yapılacak. 
 
Boşnakça Barış Yürüyüşü anlamına gelen Marş Mira, 2016 yılında 12'inci kez gerçekleşti. Tüm dünyadan dayanışma için gelen gruplar bu yürüyüşe katılarak Bosna'da 1995 yılında binlerce sivilin yaşadığı acılara tanıklık etti.

Zonguldak Fotoğraf Derneği üyesi Kerem Öztürk, 2016'da katıldığı yürüyüşten kalan izlenimlerini görseller eşliğinde anlatacak.



4 Aralık 2025 Perşembe

PROGRAM:


Fotoğraf/Film Haftası'nın Aralık Etkinlikleri Başlıyor!
Zonguldak Sergi Odası'nın geçen ay başlattığı Fotoğraf/Film Haftası'nın Aralık ayı programı belli oldu. 

9 Aralık Salı günü Babamın Kanatları filmiyle başlayacak olan etkinlikler 11 Aralık Perşembe günü üç gösteriyle devam edecek:  Nevzat Çakır 'Sokağın Adı Fotoğraf', Ressam Orhan Taylan ise, 'Atölyesinde Orhan Taylan' belgeseli ile anılacak. Günün son belgeseli ise Gustav Klimt (Hazla Çizilen Kadınlar).
 
15 Aralık Pazartesi günü saat 18.00 de İ.Kerem Öztürk'ün video ve fotoğraflarından oluşan Srebrenitsa-Marş Mira 2016 (Barış Yürüyüşü) gösterisi gerçekleşecek. 16 Aralık Salı Baskı (One Hour Photo), 19 Aralık Cuma Press haftanın son filmleri olacak. 

18 Aralık Perşembe günü Alaaddin Kara, Tankut Öktem'in eseri olan Zonguldak Madenci Anıtını konu alan anlatımı için Sergi Odası'na konuk olacak.

Ahmet Tokyay, Alaaddin Kara ve İbrahim Akyürek'in 'Karaelmas Maden İşçileri' başlıklı fotoğraf sergisi ise 4-19 Aralık tarihlerinde Kilimli Halkevinde izleyicilerle buluşacak. Haftanın ikinci sergisi olan İ.Kerem Öztürk'ün Srebrenitsa-Marş Mira 2016 (Barış Yürüyüşü) 9-19 Aralık tarihlerinde Sergi Odası salonunda yer alacak.
 

 

Büyük madenci yürüyüşünün 35. yılı 

30 Kasım 1990 tarihinde Genel Maden İş Sendikasında (GMİS) örgütlü olan maden işçileri greve çıkmış daha sonra Ankara'ya doğru büyük yürüyüşü başlatmıştı. 
Bu yılın programı Zonguldak Madenci Anıtının Heykeltıraşı Tankut Öktem'e ve yakın tarihte hayata veda eden Fotoğrafçı Sebastião Salgado'nun ansına adandı. 
İlki geçen yıl gerçekleşen Fotoğraf/Film Haftası, Britanya (İngiltere) kömür işçilerinin 84/85 uzun grevinin 40'ıncı, Zonguldak Kömür Havzası maden işçilerinin 90/91 uzun grevinin 34. yılı nedeniyle hazırlanmıştı.

İletişim: Sergi Odası : 67sergi@gmail.com : +90 0552 3313847 

https://67foto-film.blogspot.com/   

1 Aralık 2025 Pazartesi

2025 Kasım

 
Ulaştırma alanında KÖİ modeliyle yaptırılan otoyol, tünel, havalimanı projelerinin ekopolitik öyküleri bu kitabın konusu. 
Bu kitapta ‘ticari sır' gerekçesiyle yıllardır TBMM'den kaçırılan, Sayıştay denetçilerinin dahi zor ulaştığı Yap-İşlet-Devret (YİD) uygulama sözleşmelerinden bazılarının metinlerine -kimi taslak formatında- yer veriyoruz. Devlet kurumlarının özel sektör şirketleri ile yaptığı sözleşmeleri vatandaşın bilmesi gerektiği inancıyla yaptık bunu. 
Bunu yaparken gazetecilik eylemine yol gösteren temel soru şudur: Devlet bizlere seneye, ondan sonraki seneye, üç, beş, on yıl sonra salacağı vergilere güvenmese bu garantileri verebilir mi? Hayır. O halde ben de rızam olmadan bana sorulmadan borçlandırıldığım sözleşmeleri okuma hakkına sahibim.”


29 Kasım 2025 Cumartesi

9-19 Aralık


 
Fotoğraf/Film Haftası'nın Aralık Ayı Bölümü
Zonguldak Sergi Odası geçen ay başlayan Fotoğraf/Film Haftası'nın Aralık ayı bölümünü sunmaya hazırlanıyor.

İki yıl önce yitirdiğimiz Ressam Orhan Taylan, 'Atölyesinde Orhan Taylan' belgeseli ve 2021 yılında yitirdiğimiz Nevzat Çakır fotoğraflarını topladığı 'Sokağın Adı Fotoğraf' DVD'si ile anımsanacak. Alaattin Kara, Tankut Öktem'in eseri Zonguldak Madenci Anıtını konu alan anlatımını gerçekleştirecek.

İ.Kerem Öztürk'ün video ve fotoğraflarından oluşan Srebrenitsa-Marş Mira 2016 (Barış Yürüyüşü) gösterisiyle birlikte Babamın Kanatları, Press, Baskı 
(One Hour Photo), Gustav Klimt (Hazla Çizilen Kadınlar) programın filmleri arasında yer alıyor.
Ahmet Tokyay, Alaaddin Kara ve İbrahim Akyürek'in 'Karaelmas Maden İşçileri' başlıklı fotoğraf sergisi ise 4-19 Aralık tarihlerinde Kilimli Halkevi'ne konuk olacak.
30 Kasım 1990 tarihinde Genel Maden İş Sendikasında (GMİS) örgütlü olan maden işçileri greve çıkmış daha sonra Ankara'ya doğru büyük yürüyüşü başlatmıştı. 
Bu yılın programı Zonguldak Madenci Anıtının Heykeltıraşı Tankut Öktem'e ve yakın tarihte hayata veda eden Fotoğrafçı Sebastião Salgado'nun ansına adandı. 
İlki geçen yıl gerçekleşen etkinlik, Britanya (İngiltere) kömür işçilerinin 84/85 uzun grevinin 40'ıncı, Zonguldak (Türkiye) Kömür Havzası maden işçilerinin 90/91 uzun grevinin 34. yılı nedeniyle hazırlanmıştı. Program, kömür işçilerinin yazarı İrfan Yalçın ve maden işçilerinin naif bir dostu olarak anılan ressam Nedim Günsür'un anısına adanmıştı.

 

İletişim: Sergi Odası > 67sergi@gmail.com > +90 0552 3313847

https://67foto-film.blogspot.com/ 


28 Kasım 2025 Cuma

SKOP:

Filtredünya: Algoritmalar Kültürü Nasıl Tekdüzeleştirdi

Instagram, Yelp, Foursquare gibi algoritmik dijital platformlar aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki çok sayıda insan yaşamlarında benzer ürün ve deneyimlerden hoşlanmayı öğreniyor ve bunların peşine düşüyor. Nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar, sosyal medya akışlarında benzer türde dijital içerikleri görüyorlar, dolayısıyla tercihleri de ona göre şekilleniyor. Gelgelelim bu etkiler beynelmilel olsa da, bunlara temel oluşturan ağ platformları Batı menşeli – çoğunun merkezi Silikon Vadisi’nde ve akıl almaz derecede zengin bir avuç beyaz erkek tarafından yönetiliyorlar. 

Fakat bizden topladıkları bütün verilere rağmen, algoritmik içerik akışları bir taraftan da bizi sürekli yanlış anlıyor: Bizi yanlış insanlara bağlıyor veya bize uymayan içerikler öneriyor, istemediğimiz türde alışkanlıkları teşvik ediyor. Algoritma ağı bizim adımıza bir sürü karar alıyor, ama ona cevap verme ya da işleyişini değiştirme imkânımız yok. Bu dengesizlik edilgenliğe yol açıyor: İçerik akışı ne öneriyorsa onu tüketiyoruz, gördüğümüz şeylere derinlemesine kafa yormuyoruz. 

İnternette kendimizi sunma biçimimizi de bu platformların özendirici araçlarına göre ayarlamayı öğreniyoruz. Twitter veya Facebook’ta gönderi yazarken, Instagram’da paylaşmak üzere fotoğraf çekerken, bunları dikkat çekeceğini ve beğeni alıp tıklanacağını bildiğimiz şekilde yapıyoruz. Bu beğenilerin beyinlerimizde dopamin patlamasını tetiklediğini gösteren bilimsel çalışmalar var, yani bunların peşine düşmek ve içerik akışına uyum göstermek bağımlılık yaratıyor.

Filtredünya’nın deneyimlerimizi nasıl şekillendirdiğini anlamak için öncelikle nasıl ortaya çıktığını anlamamız gerek.

26 Kasım 2025 Çarşamba

Afrika’da şu anda en az 16 ülkenin envanterinde

Afrika Türk SİHA’ların kanatları altında

Dünyada en çok aktif çatışmanın bulunduğu kıta Afrika’da birçok ülke Türk yapımı silahlar kullanıyor. Kıtadaki birçok ülke, özellikle son 5 yılda Türk yapımı SİHA’lar almak için Bayraktar ve TUSAŞ gibi şirketlerin kapısını çaldı. Afrika’da şu anda en az 16 ülkenin envanterinde Türk şirketler tarafından üretilen SİHA’lar bulunuyor. 10’dan fazla ülkenin elinde ise Türk yapımı zırhlı araçlar var. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne göre Türkiye bir “orta güç” olarak görülmesine rağmen, 2024 yılında Rusya ile beraber Batı Afrika’ya en çok silah sağlayan üçüncü ülke konumundaydı.

  Türk yapımı silahların çatışmaların sık yaşandığı bir bölgede bulunması, çatışmalarda da sıkça kullanılması sonucunu beraberinde getiriyor. Örneğin çeşitli açık uydu görüntüleri ve basına yansıyan kareler Sudan ordusunun HDK ile çatışmalarında Bayraktar TB-2’ler kullandığını gösterdi. Alman düşünce kuruluşu Bilim ve Siyaset Vakfı’nda (SWP) misafir araştırmacı olan ve Afrika üzerine çalışmalar yürüten Nebahat Tanrıverdi Yaşar, SİHA’ların özellikle 2024 sonundan itibaren ordu tarafından yoğun şekilde kullanıldığını ancak genel anlamda savaşın seyrini değiştirmede sınırlı kaldığını söyledi.

25 Kasım 2025 Salı

ZFD

“Söyleşi & Kitap Tanıtımı: Fotoğrafın Sırtındaki Kambur: 12 Eylül"
Türkiye'nin kuruluşundan bu yana yaşadığı toplumsal ve siyasal dönüşümlerin sanata, kültüre yansımaları olurken bu süreçte fotoğrafın rolü neydi? 
Kitaba da değerli katkılarını koyan dönemin önemli tanığı İbrahim Akyürek ile birlikte Zonguldak Fotoğraf Derneği'ndeki söyleşimizde, 1980'in fotoğrafta bir kırılma tarihi olmasının nedenlerini ve sonuçlarını konuşurken memleketin yakın tarihine fotoğraf ve siyaset üzerinden bir yolculuk yapacağız.
 
Bu önemli buluşmada sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.

 

efendiler

‘Evrenin yeni efendileri’

Bugün demiryollarının veya otomotivin 20. yüzyıldaki rolüne benzer bir konuma sahip OpenAI, Palantir veya büyük bulut şirketlerinin altyapıları o kadar büyük, pahalı ve stratejik ki buradaki sermayenin birikimi piyasa güçlerine bırakılamıyor. Piyasaların kaldıramayacağı hızda mali kaynak emen yapay zekâ firmaları, jeopolitik anlatının merkezine de yerleşmiş durumdalar. ABD, “yarının teknolojilerini kazanmak için” devasa yatırımlar yapmak zorunda derken CFR raporu bunu açıkça ortaya koyuyor. Teknoloji şirketleri, ulusal güvenlik bürokrasisi ve büyük finans kapital birleşerek Amerikan kapitalizminin yeni hegemonik blokunu inşa ediyorlar.

Bu blokun sürücü gücü ise 2025 yılının ilk yarısında ekonomik büyüme oranının yüzde 92’sini (teknoloji sektörünün büyüme hızını çıkarınca ABD GSH büyüme hızı yüzde 0.1 düzeyine geriliyor), borsadaki artışın yüzde 80’ini sağlayan teknoloji şirketleridir. Yalnızca NVIDIA’nın veri merkezi segmenti, finans devlerinin toplamından daha yüksek piyasa değerine ulaşmış.

Teknoloji sermayesinin altyapısal erişiminin genişliği onu önceki hegemonik fraksiyonlardan ayırıyor. Diğer sektörlerin çalıştığı araçları, kullandığı verileri toplayan bu sektörün elindeki sosyal medya, elektronik ticaret platformları iletişimi, ticareti, araştırmayı, yönetişimi, lojistiği ve giderek ilerleyen ölçüde insanların siyasi kültürel tercihlerini, değerlerini, savaşma dinamiklerini belirliyor. Hiçbir önceki sınıf fraksiyonu toplumsal yaşama, kültüre ve devlet stratejisine bu kadar derinlemesine ve aynı anda nüfuz etmemişti.
  
Ergin Yıldızoğlu   Cumhuriyet 
                               

21 Kasım 2025 Cuma

Eskişehir

Odunpazarı'nda örnek icraat: Kaldırım temizliği

“Terk edilmiş her şey kamunundur” denerek yaya yolunu işgal eden esnafın bıraktığı tüm malzemeler kamyonlara yükleyip götürüldü.