22 Haziran 2026 Pazartesi

nato

 

 NATO ne film çeviriyor? 

HOLLYWOOD OPERASYONLARI 

NATO’nun, hele de ABD’nin film sektörüne doğrudan müdahil olması yeni değil. Özellikle Pentagon ve CIA’in bu konularda çok özel çalışmalar yürüttüğü, yapımcıdan yönetmene, senaristten oyuncuya her düzeyde Hollywood’a nüfuz ettiği biliniyor.

Bu konuda Türkçesi de olan iki önemli kitap var. İlki Jaques Seguela’nın Hollywood Daha Beyaz Yıkar kitabıdır (Alfa, 1991). Kitap özetle emperyalist ABD’nin kültürel hegemonya için Hollywood’u nasıl kullandığını ortaya koymaktadır. İkinci kitap ise David L. Robb’un Hollywood Operasyonları kitabıdır (Güncel Yayıncılık, 2005). Pentagon belgeleri ile yapımcı ve senaristlerle yapılmış görüşmelere dayanan kitap, ABD ordusunun Hollywood filmleri üzerinden dünyaya nasıl “sempatik” gösterilmeye çalışıldığını ortaya koymaktadır.

CIA-PENTAGON-NATO FAALİYETLERİ

CIA’in bu işleri yapmak için “Eğlence Sektörü İşbirliği” adlı birimi bile var. Bu birim sadece film sektörüne değil; gazete, dergi ve kitap alanına da “ABD emperyalizminin çıkarları” için müdahil oluyor. Sadece filmlerin ya da kitapların içeriklerini yönlendirmekle kalmıyor, doğrudan film yapılmasını ve kitap yazılmasını bile sağlıyor!

Pentagon’un bu alandaki faaliyetleri ise büyük bir endüstri oluşturmuş durumda. Öyle ki bu endüstri akademik literatürde “askeri-eğlence kompleksi” olarak isimlendirilmektedir.

NATO’nun da bu kültürel alanlara müdahil olması için birimi var: Kamu Diplomasisi Komitesi. Komite bünyesinde kamuoyu oluşturma, medya ilişkileri ve stratejik iletişim alt birimleri var. 

           

Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet 

19 Haziran 2026 Cuma

67sergi@gmail.com 

savaş

 Avrupa otomotiv tekelleri silah sanayisine yöneliyor:  Krizi aşma, savaşa hazırlanma çabası

 

18 Haziran 2026 Perşembe

Kafa NATO

 

NATO'dan kapalı kapılar ardında 'propaganda' faaliyeti: Sinemacılarla dördüncü toplantı bu ay 
 
Londra’daki toplantı, davet edilen senaristler arasında huzursuzluğa yol açtı. Bir kısmı, kendilerinden "NATO propagandasına katkıda bulunmalarının" istendiğini hissettiklerini belirtti.

Ödüllü "Christy" filminin yazarı Alan O’Gorman, planlanan toplantıyı "skandal" ve "açıkça propaganda" olarak nitelendirdi. O’Gorman, "Bunu bir tür olumlu fırsat gibi sunmanın son derece düşüncesizce ve çılgınca olduğunu düşündüm. Ben dahil pek çok insanın arkadaşları, aileleri ya da kendileri, NATO üyesi olmayan, NATO’nun dahil olduğu ve yaydığı savaşlar yüzünden acı çekmiş ülkelerden geliyor" dedi.

O’Gorman, bu toplantıların NATO’nun "bazı mesajlarını film ve televizyon aracılığıyla dışarıya aktarma" hedefine hizmet ettiği görüşünü paylaştı. Senarist, "Bunu İrlanda bağlamında da görüyorum; medyanın ve hükümetin bir kısmı aracılığıyla NATO’yu olumlu bir ışık altında sunmak ve kendimizi onlarla daha yakından hizalamak için bir baskı var" ifadelerini kullandı.

 

2 Temmuz

Sivas Katliamı dosyası AİHM’de: AYM tam 12 yıldır tek karar vermedi, ortada sanık kalmadı, katledilenlerin yakınları bitmeyen acıyı anlattı

 

16 Haziran 2026 Salı

resim

      

Kömür taşıyan madenci kadınlar (Vincent Van Gogh, 1882)

ÜNLÜ RESSAM VAN GOGH’UN MEKTUPLARINDA KÖMÜR İŞÇİLERİ (MADENCİLER): “KARANLIKTAN VARILIR IŞIĞA”
   «Kömür Madeninde» adlı küçük desen pek o kadar önemli değil, ama hiç düşünmeden çiziverdim işte onu, çünkü madende çalışan bir sürü adamlar görüyorum burda, belli niteliği olan bir topluluk bu. Gördüğün evceğiz iskele yolunun üstündedir, büyük bir atölyeye bitişik küçük bir kahvehanedir aslında, işçiler paydos saatinde oraya ekmeklerini yemeğe ve bir bardak bira içmeye gelirler.

   Bir zamanlar, İngiltere’de maden ocaklarının işçileri arasında papaz olmak için dilekçe vermiştim, ama kabul edilmedi, en azından yirmi beş yaşında olmam gerektiği ileri sürüldü. Bilirsin ki, yalnız İncil’in değil, bütün Kutsal Kitabın en köklü, en esaslı gerçeklerinden biri «Karanlıkta Parlayan Işıktır».

   Sabah kar altında kömür madenine giden kadın erkek madenciler gördüm; dikenli bir çit boyunca uzanan bir patikada yürürken, gölgeleri hayal meyal seziliyordu alaca karanlıkta; arkada madenin büyük yapıları ve hurda demir yığınları birer karaltı olarak süzülüyordu havada.
   Marcasse dedikleri burası çevrenin en eski ve en tehlikeli madenlerinden biriymiş. Çok belâlı sayılıyor, çünkü inişte de çıkışta da boğucu havası ve grizu patlamaları, bir de yeraltında akan sular ve eski galerilerin çökmesi yüzünden birçok kazalar olurmuş bu madende. Kapkara bir yer burası, bütün çevresi de ilk bakışta donuk ve kasvetli.

https://www.cafrande.org/van-goghun-mektuplarinda-komur-iscileri-madenciler/ 


 İşçilerle tanışma

“Orta sınıftan gelen Van Gogh hayatında ilk kez işçilerle tanışıyordu. Bunlar cahil ve yoksul insanlardı; tehlikeli ve ağır işlerde çalışıyorlardı. Ama Van Gogh açısından onların basit yaşam tarzlarında daha büyük bir gerçeğin saklı olduğunu düşünüyordu. Ressam olduktan sonra konularını oradan seçti. Hayran olduğu Jean-François Millet gibi o da işçilerin yaşamını resme dökmek istiyordu. Bu konu onun için hep önemli oldu. Van Gogh Borinage’de kendisini etkileyen günlük sade yaşam tarzı ve kır yoksullarının yanı sıra orada “ilk kez doğa çalışmaya” başladığını söylüyordu. Van Heugten’a göre, “Madencilerin oturduğu basit kulübeler iyi bir örnek. İlk iki çiziminde bu kulübeleri konu aldı ve kariyeri boyunca bu onun için önemli bir tema oldu”

11 Haziran 2026 Perşembe

Tek ses

 

Sanat dünyası, 'butlan'a karşı tek ses: Eserlerin hak sahiplerinden peş peşe tepkiler

''MEYDAN TÜRKÜSÜ'' ÇALINMIŞTI

Edip Akbayram'ın ailesi, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Merkezi'nde dün yaptığı konuşmada da Akbayram'ın "Meydan Türküsü" adlı şarkısının çalınmasına tepki göstererek eser hak sahipleri olarak Kılıçdaroğlu'nun etkinliklerinde şarkılarının çalınmasını yasakladı. 

Akbayram ailesinden yapılan açıklamada, "Edip Akbayram’ın yorumladığı eserlerin, kamuoyunda ‘mutlak butlan’ sürecinin temsilcisi veya destekleyicisi olarak görülen kişi, grup ve organizasyonlar tarafından siyasi etkinliklerde kullanılmasına izin vermediğimizi beyan eder, kamuoyunun bilgisine sunarız'' denildi. 

LİVANELİ VE BAĞCAN DUYURDU

Ünlü sanatçılar Zülfü Livaneli ve Selda Bağcan, Kılıçdaroğlu yönetimine eserlerini yasakladıklarını duyurdu. 

Livaneli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ''Butlanla gelen şu anki CHP Genel Merkezinin bestelerimi kullanmasına iznim yoktur'' dedi.  

Bağcan ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:  

"Butlanla gelen mevcut CHP Merkezinin; sesimi, bestelerimi ve kayıtlarımı herhangi bir etkinlikte, yayında ve siyasi çalışmada kullanmasına iznim yoktur."

PEŞ PEŞE YASAKLAR GELDİ

"Hak Hukuk Adalet" marşının bestecisi Ali Altay da ''Size geçmişte siyasi hayatınıza şarkılar ile hizmet vermiş bir sanatçı olarak kendimden, size oy vermesi için ikna ettiğim insanlardan, CHP ve Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten özür diliyorum'' ifadesini kullandı. 

Sanatçı Cahit Berkay da sosyal medya hesabından açıklama yaparak Kılıçdaroğlu yönetiminin şarkılarını çalmasına izin vermediğini açıkladı. 

Diğer yandan bugün sabah saatlerinde eserleri kullanılan sanatçılar Suavi ve Sabahat Akkiraz Kılıçdaroğlu'nun şarkılarını kullanmasına yasak getirdiğini bildirmişti. 

Sanatçı Onur Akın da parti için söylediği şarkıların kullanılmasını yasakladığını açıklamıştı. 
                                            

8 Haziran 2026 Pazartesi

Safranbolu



Sansür


Sansürün evrimi: Yakılan kitaplardan görünmez haberlere

İnternet çağı öncesinde sansür üzerine düşündüğümüzde akla yasaklanan kitaplar, toplatılan gazeteler ve kapatılan yayınevleri gelirdi. Zamanla sansürün de iktidar kadar yaratıcı olduğunu, koşullara göre biçim değiştirdiğini gördük. Eskiden kitapları toplatıp meydanlarda yakanlar vardı, bugün ise "istenmeyen" haberlerin görünmez olması yeterli görülüyor. Araçlar değişse de amaç aynı kalıyor: Toplumun neyi bileceğin
 Algoritmalar çağında sansür

Bugün ise sansür çoğu zaman ne devlet memurunun kırmızı kaleminde ne de bir mahkeme mühründe karşımıza çıkıyor. Arama motorlarının sonuçlarında kaybolan haberler, dava tehdidi altında bırakılan gazeteciler, ekonomik baskılar nedeniyle sürdürülemez hale gelen araştırmalar ve sosyal medya algoritmaları aracılığıyla dolaşımı kısıtlanan içerikler yeni dönemin araçları haline geldi. Artık mesele bir haberi tamamen ortadan kaldırmak kadar, onun yeterince kişiye ulaşmasını engellemekten geçiyor.

Dijital çağın sansürü çoğu zaman sessiz ve gürültüsüz oluyor. Kitap yakmadan, yasak listeleri yayımlanmadan; bunun yerine haberleri gölgeleyip okuyucuya ulaşmasının önüne geçerek... Bu nedenle bu çağın sansürünün daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Zira susturulan bir ses fark edilir, ama duyulmayan bir ses çoğu zaman fark edilmez. 

Bahar Akpınar   Kısa Dalga 

Tiyatro, canlı temas sayesinde nefes alıyor.

 Kültür ve sanat nereye?  

Rakamlara boğmadan, sonuçları kısaca okuyalım.

Sinema seyircisi %15 azalmış. Yerli filmde %18,3 yabancı filmde ise %10,7 düşüş var. Aslında hiç  fena sayılmaz! Bütün sezon boyunca dolu bir seansa hiç denk gelmedim. Hafta içi, hafta sonu, matine suare; hep 15 kişiyle film seyrettim.

86.092.168 kişi Türkiye nüfusu… Kişi başına yılda yaklaşık 0, 32 sinema bileti demek. Yaklaşım her 3 kişiye yılda bir kez sinema ziyareti demek.

Bu oran çok kritik. Çünkü sinema, 20. yüzyıl boyunca Türkiye’de en geniş halk eğlencesi biçimlerinden biriydi. Bugün ise sinema, geniş kitle eğlencesi olmaktan çıkıp daha seçici, daha pahalı, daha mekâna bağımlı ve daha orta sınıf bir tüketime dönüşüyor.

   

Yerli oyunların seyirci kaybetmesi, oyun yazarları için acı ama faydalı bir uyarı: Seyirci yerli metinden kaçmıyor; zayıf, didaktik, kendi toplumsal gerilimini sahne aksiyonuna çeviremeyen yerli metinden kaçıyor. Sahnede ‘mesajdeğil, çatışma istiyor. ‘Dert anlatma değil, insan görme istiyor. Tiyatronun yerli metin tarafında daha sert, daha çağdaş, daha sınıfsal, daha politik ama daha az vaaz veren bir yazarlık damarına ihtiyacı var.

Bugünün genç seyircisi içerikten çok deneyim satın alıyor. Bu oyunu izledim değil,Orada bulundumdemek istiyor. Tiyatro bu yüzden avantajlı; canlılık duygusu var. Stand-up bu yüzden yükseliyor; sosyal temas ve anlık tepki var. Konserler bu yüzden güçlü; beden, ses ve kalabalık var.

Türkiye’de kültür alanı ölmedi; ama eski seyirci çatırdıyor. Sinema artık otomatik kitle eğlencesi değil. Tiyatro, canlı temas sayesinde nefes alıyor.

Türkiye’de kültüre erişim, giderek daha fazla sınıf, şehir ve kuşak meselesine dönüşüyor. Kültür ve sanat dünyasının insanları bunu görmezse yalnız salon sayar, seyirciyi anlamaz.

Oysa mesele salon değil; insanın o salona gidecek parası, zamanı, cesareti, alışkanlığı ve aidiyet hissi olup olmadığıdır. 

Ayhan Tinin    Diken

6 Haziran 2026 Cumartesi

gösterişe hayran olmaya başladığında ortaya sağlıklı rol modeller değil, dijital putlar çıkar.

      

 

Çağımızın vebası: Görünür olma hastalığı

Sosyal medya çağının yeni kültürü görünür olmaktır. Adeta yeni bir din gibi görünür olmaya inanıyoruz.  
Murat Ağırel   Cumhuriyet

5 Haziran 2026 Cuma

Soma, Bergama ve Ayvalık

  

Kömürün gölgesinde dönüşüm tartışması

Kömürden çıkış, enerji dönüşümü ve çevre adaleti tartışmaları, bu kez kültür ve sanatın diliyle Soma, Bergama ve Ayvalık’ta gündeme taşınacak. “Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” başlıklı proje kapsamında 5-7 Haziran tarihleri arasında panel, sergi, film gösterimi ve sanatçı buluşmaları düzenlenecek.

Program, yarın yani 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Bergama Kültür Merkezi’nde başlayacak. Soma, Bergama ve Ayvalık’tan çocukların hazırladığı “Başka Bir Dünya” resim sergisinin açılışının ardından “Enerji Coğrafyaları: Toprak, Emek ve Yeşil Çelişkiler” başlıklı panel gerçekleştirilecek. Proje kapsamında üretilen eserlerden oluşan ve küratörlüğünü Günseli Baki’nin üstlendiği “İhtimal Eşikleri” sergisi de Bergama Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı’nda ziyaretçilerle buluşacak.
                                   

İnternet