Lüks

Avrupa’nın fazlası Türkiye’nin sınavı
Bir çantanın çevresinde oluşturulan mesafe, bazen çantanın kendisinden daha pahalıdır. Ayakkabı tek başına durur. Işık doğru açıdan gelir. Raf kalabalık değildir. Satıcı acele etmez. Mağazada sessizlik bile tasarlanmıştır. Lüks, sadece iyi üründen yapılmaz. Araya konan mesafeden, bekletilmekten, erişememekten, herkesin aynı anda dokunamamasından yapılır.
Ama lüksün bir arka odası da vardır.
Orada ışık farklıdır. Satılmayan bedenler durur. Sezonu geçen renkler bekler. Yanlış tahmin edilmiş talep rafların arkasına çekilir. Fazla iyimser büyüme planları kumaşa, deriye, tokaya, tabana ve askıya dönüşmüş halde yığılıdır orada. Vitrinde azlık satılırken, arka odada bolluk birikir.
Lüks, bu bolluğu yönetir. Hatta belki de en iyi yaptığı şeylerden biri budur. Fazlalığı saklamak. Çünkü lüksün en büyük kabusu ucuz görünmek değildir, çok görünmektir.
Türkiye hikayenin neresinde?
Sonra sessizce bu yığınlar o odadan çıkartılır ve yakılarak yok edilir.
Avrupa Birliği şimdi tam o arka odaya ışık tutuyor. 19 Temmuz 2026 itibarıyla büyük şirketler satılmayan giyim, ayakkabı ve giyim aksesuarlarını artık yakamayacak, çöpe gönderemeyecek. Yeni düzenleme, sezon sonunda elde kalan ürünü şirketin sessizce gözden çıkarabileceği bir atık gibi değil, hala uğraşılması gereken bir kaynak gibi görüyor. Bir koleksiyon satılmadığında mesele artık onu ortadan kaldırmakla kapanmayacak. Ürün kimi zaman yeniden satışa çıkacak, kimi zaman indirime inecek, outlet’e gidecek. Avrupa’nın yaptığı şey bu yüzden yalnızca imhayı yasaklamak değil. Lüksün sezon sonunda kimsenin görmek istemediği fazlasına da bir hayat mecburiyeti getirmek.
Akan Abdula Oksijen