23 Mayıs 2026 Cumartesi

Derinlik, sabır ve sanatsal risk kârlı değildir.

Netflix’in Mikro-İtibarsızlığı

Her bölümü yalnızca 7 ila 10 dakika süren bu yapım, sürekli cliffhanger (gerilimli yarım bırakma), hızlandırılmış dramatik patlamalar ve bağımlılık üretmeye ayarlı bir dikkat ekonomisi ürünüdür. Bazıları bunu “suçluluk zevki” (guilty pleasure) diyerek savunacaktır. Savunmasın. Burada mesele kötü bir dizi izlemek değil, izleme alışkanlıklarının bilinçli biçimde yeniden programlanmasıdır. Sinemasal deneyimin metalaştırılması ve seyircinin giderek itibarsızlaştırılması tam da buradan başlar. Bir dönem “Sinema öldü mü?” sorusuyla Netflix’e mesafeli duranlar vardı. Sonra buna alışıldı. Bugün ise mesele alışkanlık değil, kültürel bir değer kaybıdır. Bu çürümeye karşı yeniden, daha yüksek sesle “dur” demek gerekiyor.

  Halka açık bir şirket olan Netflix’in hisse senedi; analistlerin çeyreklik abone artışı, etkileşim (engagement) ve kâr beklentilerine bağlıdır. Wall Street’in mantığı nettir: Derinlik, sabır ve sanatsal risk kârlı değildir. Hızlı tüketim, kolay bağımlılık ve düşük maliyet ise son derece kârlıdır. Netflix bugün, kendi yarattığı kısalmış dikkat süresini gerekçe göstererek aynı döngüyü yeniden üretmektedir. İzleyicinin sabrını tüketip sonra bu sabırsızlığı yeni norm olarak pazarlamaktadır.
  Daha sorunlu olan ise bu üretim rejimine gönüllü biçimde dahil olan yaratıcılardır. Kısa, formülleşmiş ve duygusal vurguya dayalı bu mikro-dizi üretimi giderek algoritmik bir standarda dönüşmektedir. Ve bu standart, insan emeğini hızla değersizleştirmektedir. Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’ın çok önce işaret ettiği gibi kültür, metalaşmanın en uç noktasına ulaşmıştır. "İzleyici böyle istiyor" savunması ise bir yanılsamadır; çünkü o talebi üreten bizzat sistemin kendisidir

Tuğçe Madayanti Şen   Birgün